Mezitli Belediyesi YAZLIK SİNEMADA BABAM ve OĞLUM

NOT: Bu yazı filmin ilk vizyona girdiği 2005 yılında yazıldı.2012  yılında yayın ...

27.7.2015 14:54:00

NOT: Bu yazı filmin ilk vizyona girdiği 2005 yılında yazıldı.2012  yılında yayınlanan üçüncü kitabım "RÖNESANS AYDINLANMA VE SOSYAL DEMOKRASİ" DE yer aldı...

Kapitalist sistem ile sosyalist sistem, ya da Doğu ve Batı bloklarının her alanda mücadele ettiği dönem…

Sovyet sistemi, kapitalizmin ve burjuva bireyciliğinin sömürü, baskı, sosyalizmin ise sömürüsüz bir yaşam olduğunu; ABD ise, sosyalizmin diktatörlük, kapitalizmin özgürlük olduğunu propaganda ediyordu. 

İki sistemin bu temeldeki mücadelesi, doğal ki nüfuz alanları için her türlü diktatörlük rejimlerinin kurulup, gladyo gibi örgütlerin desteklenmesi şeklinde somutlaşıyordu.

İşin içine nükleer silahlar girdi; insanlık ya sıcak nükleer savaşla yok oluş, ya da soğuk savaş yöntemleri ile mücadele ikileminde sıkıştı.


1970 yıllarda Türkiye’de kapitalizmin hızla gelişmesine tanık olduk. Sanayileşme kentlerin nüfusunu artırdı. Bir yandan üniversite öğrencileri, diğer yandan işçi sınıfı ve gecekondular, sosyalizm mücadelesinden etkilendi ve hızlı bir sola kayma süreci yaşandı. ABD açısından NATO üyesi Türkiye’de solcuların devrim yapması, bugünkü İran tehdidinden de kötü bir durumdu.

Bu nedenle, ülke içinde karışıklıklar meydana getirildi. Yükselen işçi hareketinin önünü kesmek için 1 Mayıs 1977 provokasyonu ve daha sonra başlayan bombalı silahlı saldırılar...

Sol yükselişe karşı, komünizme direnen sağcılar…

Özel harp ve gladyo…

Her il, her kasabası ve her köyün ideolojik kamplara bölünmesi…

Lise çağındaki gençlerin sömürüsüz, daha adil bir Türkiye ütopyası için harekete geçmeleri...

İdealize ettikleri dünya görüşü için, ailelerini, köylerini, evlerini, sevgililerini terk eden ve hayatlarını gözden çıkarmış bir kuşak...

Ve işte tam da bu günlerde yaşanan bireysele-toplumsal trajediler…

Babasının “anarşist olma, beni rezil etme” engellemelerine rağmen, köyünü, ailesini, sevgilisini terk edip devrimci harekete katılan Sadık, evlenmiş, bir gazetede devrimci yazılar yazmaktadır. Hamile karısı bugün yarın doğum yapacaktır.

Sancılanan eşini hastaneye götürecek ne taksi bulabilir ne de bir komşusu yardımına koşar. Parkta karısına doğum yaptırmak zorunda kalır. Çocuğu sağlıklı doğar ama karısı ölmüştür ve çocuk kucağındayken yanına yaklaşan askeri araçtan, o gece askeri darbenin yapıldığını öğrenir.

Babam ve Oğlum bu sahne ile başlayarak, 12 Eylül öncesi yaşananları seyircinin bilincine taşıyor, hatırlatıyor.

12 Eylül’cüler, genç yaşlarda idealleri için mücadele eden solculara düşman muamelesi yapıp, “tukaka” ederek yalnızlaştırmışlardı.

Sadık da bunlardan birisiydi. Dün kalabalıklar içinde kendini çok güçlü hisseden Sadık, yapayalnızdı. Medya baronları haline gelmiş, eski yoldaşlarının vicdan rahatlatmaları için verdikleri küçük işleri yaparak, 12 Eylül günü doğan oğlunu büyüttü. Ama hapishanede kaptığı hastalık nedeniyle ölümünün yakın olduğunu biliyordu. Kimsesi yoktu; ölmeden köyüne, ailesine, babasına geri dönüp, oğlunu bırakmalıydı. Ve doğal mecrasından çıkmış, çıkarılmış ailesi ile ilişkilerini rayına oturtmalıydı. Ve döndü.

Baştaki doğum ve yolculuk sahnesi hariç, iki saatlik film köyde mekân tutmuş.

Sadık’ın ölümü yaklaşırken, baba oğlunu çoktan affetmişti; tarihi-toplumsal şartların getirdiği çatışmalı psikolojik durumu ile hesaplaşma sürecine başlamıştı, ama çaresizdi, yapacağı bir şey yoktu.

Oğullarını gördükleri anda kaybetmişlerdi. Ama artık onun yerini alan torunları vardı. Onlar için gelecek küçük oğlandı.

Baba, oğul ve torun hepsi bir dönemin, bir kuşağın özelliklerini, yaşantısını anlatıyor. Ve tabi ana tema 78 kuşağının yaşadığı toplumsal-trajik altüst oluşlar. O dönemde hemen tüm devrimci gençler bu dramatik-acıklı durumu yaşadılar. Ve tabi daha sonra yalnızlığı, çaresizliği de.

 

Soğuk savaş bitti, siyasetler, ideolojiler farklılaştı. Ve devrimci gençlerin itibarları hâlâ iade edilmedi.

Babam ve Oğlum filmi, yaşanan trajedinin Sadık ve ailesi bağlamında yeniden sorgulanması, bilince çıkarılmasıdır.

Türk sineması son yıllarda önemli başarılar kazanıyor. 

Toplumunun yaşadığı travmatik olayların, gerçekçi ve insancıl bir dille sinemaya aktarılmış olması, iyi bir gelişmedir.

Babam ve Oğlum filmi, 78 kuşağının idealleri için nelere katlandıklarını ve ardından tecrit edilmişlikle birlikte yalnızlaştırılmalarını, duygusal, coşkusal temalarla anlatıyor.

Filmi izleyip ağlamayan hiç kimse olmamıştır.

Fakat şunu not edelim ki, ağlayan izleyici toplumsal-trajik gelişmelerin farkına da varıyor, ya da bu mesaj gizli-açık veriliyor. Ancak, filmin hiçbir sahnesinde politik-didaktik anlatım yok. Yok, çünkü olup bitenleri, yaşananları, acıları, trajedileri anlatmış olmak yetiyor.

Bu bağlamda Babam ve Oğlum filmi ne propagandaya dönük ne de ajitasyona. Sadece parçalanmış, acılar çekmiş, idealleri uğruna bedel ödemiş ve idealsiz kalmış bir kuşağın yaşantılarını, yaşamlarını sinema diliyle anlatmak, aktarmaktır.

 

 

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter

Halit - 27.7.2015 15:12:00
Bir filmden yola çıkarak olayın özü ancak böyle anlatılabilirdi. Yazılarınızı hep okuyorum ama bu yazı bir başka güzel olmuş