Medya’daki AKP yanlıları “AYDIN” MI, DESTEKÇİ Mİ

13 yıllık AKP iktidarı döneminde “İslamcı aydın”dan “muhafazakar aydın’a evrimleşen ...

13.8.2015 11:19:00

13 yıllık AKP iktidarı döneminde “İslamcı aydın”dan “muhafazakar aydın’a evrimleşen bir kitle ile karşı karşıyayız..

AKP iktidarı öncesi “demokrasi, insan hakları, Avrupa Birliği Reformları” talep ediyorlardı. Yani mevcut otoriteye karşı duruş sergiliyorlardı.

Örneğin YÖK’in demokratikleşmesi, Yargının bağımsızlığı gibi temel argümanları sürekli olarak dile getiriyorlardı..

AKP iktidarları döneminde her şey değişti.. İktidar yeniden yapılandı.

Bu söz konusu “Muhafazakar aydınlar” mevcut iktidarı güzelleyen, onu her fırsatta övün birer yandaşlara dönüştüler.

Dün(AKP iktidarı öncesi) savundukları hemen her şeyi bir kenara attılar. Şimdi onlar için tek önemli şey AKP iktidarını ve Erdoğan’ı savunmaktı.

Bunun için, iktidara yönelik eleştiriler karşısında coşuyorlar ellerindeki testereyle her eleştiri yapanı kesip biçiyorlar.

Yani bir aydın'ın temel değerleri olması gereken ahlak ve vicdan yerini “reel gerçek” üzerinden, kendilerine yakın partinin iktidarda yaptıkları olumsuzlukları görmediler, görmüyorlar.

Örneğin YÖK’ü AKP ele geçirdikten sonra YÖK’e hiçbir itirazları kalmadı...Bu arkadaşlarımıza nasıl AYDIN diyebiliriz?

Halbuki AYDIN KİŞİ kendisine yakın iktidar olsa da AHLAKLI VE VİCDANLI duruşunu bozmadan olumsuzlukları eleştirmelidir.

Bunu yapanlar da var elbette;örneğin Fehmi Koru ve Abdülkadir Selvi gibi. Her ikisi de zaman zaman eleştiri yapabiliyorlar.

Sonuç olarak bugün kendilerini AYDIN olarak tanımlayan bu arkadaşlarımız, aslında iyi bir YANDAŞ olarak görev yapıyorlar.

Yıllar önce kaleme aldığım AYDIN NEDİR, KİMDİR, KİME DENİLİR sorularının cevaplandığı yazımı burada yeniden yayınlamak istiyorum.

2005 yılında kaleme aldığım “AYDIN HEP YALNIZDIR” başlıklı yazımı olduğu gibi yayınlıyorum:

1984 yılında, rahmetli Aziz Nesin’in öncülük ettiği, sanatçı, bilim adamı, akademisyenlerden oluşan 1200 kişilik grup, aydınlar dilekçesini” imzaladı ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e verdi. Evren, dilekçeyi aldıktan sonra aydınları “vatan haini” ilan etti.

Dilekçe ile aydınlar, 12 Eylül’ün baskı ortamından çıkışta, önemli bir rol üstlendi. Amaçları, demokrasiye geçiş, insan hak ve özgürlüklerinin yerleşmesi. Aydınlar, düzenin ideolojik ve kurumsal aygıtları karşısında, eleştirel bir tutum takınırlar; takınmak zorundadırlar.

Aydın, içinde yaşadığı toplumsal sorunların, çelişki ve çatışmaların farkında olan, bunu tarihsel bağlamı ile anlayan, kavrayan ve çözümüne ilişkin alternatifleri, önerileri olan, topluma sorumluluk duyan kişidir. Bu bağlamda her sanatçı, her akademisyen, her bilim adamı aydın değildir. Çünkü biliriz ki nice ünlü sanatçı ve akademisyen bencildir ve toplum sorunlarına hayli uzaktır.

Aydın, tarihsel-toplumsal değişim dönemlerinde, kilit roller oynar. Toplumsal değişim, aydını da değiştirir ve farklı bir pozisyon almasını sağlar. Ve kimi durumlarda, yeni düzenin kurucu unsuru olur. Kurucu unsur olması, onu, aydın kimliğinden uzaklaştırır ve örneğin devlet adamı, politikacı olmasını sağlar. Devrimci altüst oluş dönemlerini incelediğimizde bunu daha açık görürüz. Örneğin Atatürk, Lenin gibi devrimciler, düzene karşı muhalifken, kendi ideallerine uygun, yeni düzenin kurucu unsurları olmuşlardır.

Aydınlar ve sanatçılar yeni toplumun kuruluş sürecinde önemli roller üstlenirler. Cumhuriyet devrimlerinin yayılmasında genel olarak cumhuriyet aydınlarını, özel olarak cumhuriyet edebiyatının rolünü hatırlayalım. Ya da Sovyet devrimi sonrası Rusya’daki sosyalist aydınların sosyalizmin inşasındaki rollerini.

Yeni düzen, doğal olarak kendi aydınını yaratır.

Çünkü tarihsel olarak, dün aydın olanlar, bugün yeni bir düzenin kurucuları olmuşlardır; bu noktada, yeni düzen, kendi aydınını da yaratır, yaratacaktır.

Yeni toplumun kurulması sırasında aydın kişi, yeni iktidarla tümüyle örtüşmediği sürece, eleştirel duruşunu sürdürebilir. Örneğin komünist idealleri benimseyen Mayakovksi, devlet sosyalizminin totaliter uygulamalarını görünce hayal kırıklığı yaşamış ve yaratıcılığını kaybederek, ideal krizine girmiştir.

Şair, daha önce tasarladıkları, öngördükleri sosyalizmin Stalinci yorumla olamayacağını anlamış ve itirazını dile getirmeye başlamıştır. Hatta öyle bir noktaya gelmiştir ki, tüm itiraz yollarının kapandığını görünce intihar etmiştir.

Aydın, muhalif ve özgürdür. Aydın kişi, hükümetin ya da devletin herhangi bir resmî görüşünü eleştirirken risk alır. Resmî görüş onu, “makbul vatandaş” görmeyebilir. Aydın için, yaşantının, yaşanılanların, insan haklarına uygun olup olmadığı temel referans noktasıdır. Çünkü aydın tavrı, aynı zamanda “vicdanî ve ahlakî bir başkaldırı”dır.

Dünyada insanların öldürüldüğü, Türkiye’de mayınların patladığı şartlarda sorumlu aydın tutarlı bir itirazı dile getirmelidir. Gerek Irak operasyonlarına gerekse PKK terörüne karşı kaç kişi net olarak başkaldırabiliyor? Sorunun cevabı, her sanatçının, her bilim adamı ve akademisyenin aydın olamayacağında gizlidir.

Sonuç olarak aydın kişi muhaliftir; itiraz eder. Bunun için kimi zaman devlet tarafından, kimi zaman PKK tarafından sert bir dille eleştirilir. Yani ne İsa, ne Musa meselesi. Hiç kimseye yaranmadığı zaman gücünün doruğundadır. Gücünü vicdan ve ahlaktan alır. Onun için en ırkçı, zorba iktidarlar bile aydınlara dokunmaya çekinir. Çünkü aydını güçlü kılan vicdanî ve ahlakî tavrıdır. Onun için Galile’yi yakmaya çalışanlar unutulmuştur ama o hâlâ Galile’dir. Kenan Evren unutulmak üzeredir ama Aziz Nesin ismi her gün daha çok ülkede duyulmaktadır.

 

 

 

 

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter

sezgin - 6.11.2016 23:27:00
Rahmetli dediğin Aziz Nesin ateistti.Allahı inkar ederek öldü.Nesin vakfının bahçesine birden fazla çukur kazıldı birine rastgele gömüldü.Cenaze namazı kılınmadı.Çünkü vasiyeti böyleydi.Sağlığında ateist adamın cenaze namazı ile ne işi olur demişti.Bu bakımdan kendiyle tutarlıydı.Ama rahmetli denecek biri de değildi.