Ak Parti’nin 2023 hedefiydi

Ak Parti’nin 2011 yılında açıkladığı 2023 yılında kişi başı geliri 25.000 Dolara, ih ...

3.6.2017 10:35:00

Ak Parti’nin 2011 yılında açıkladığı 2023 yılında kişi başı geliri 25.000 Dolara, ihracatı da 500 milyar dolara çıkararak Türkiye’yi zengin ülke yapma hedefini biliyoruz. Ekonomistlerin o günden bu yana ülkenin ekonomik performansına bakarak bu hedefleri hayal olarak tanımlarken; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Başkan seçildiği 3. Olağanüstü Büyük Kongre’de de aynı hedefleri tekrarladı ve bu hedeflere 2023’de mutlaka ulaşacaklarını ve Türkiye’nin en büyük 10 ekonomi arasına gireceğini söyledi.

Önce hedeflerin verildiği 2011’den bu yana ne kadar yol almışız bir bakalım;

ABD Doları

2011- Gerçek

2016- Gerçek

2023- Hedef

GSYH

730 Milyar

857 Milyar

2 Trilyon

Kişi Başı Gelir

11.205

10.650

25.000

Büyüme %

11,1

2,9

           7

İhracat

134,6 Milyar

142,6 Milyar

500 Milyar

 

Kişi başı gelirin yükselmesi için milli gelirin artması gerek, milli gelirin artması da ekonomik büyümeyle mümkün. Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’nin büyüme ortalaması yüzde 4,5 dolayındadır. İktisat teorisine göre; her yıl yüzde 5’lik potansiyel büyüme öngörüsü ile Türkiye’de milli gelir iki katına yaklaşık 15 yılda, yani 2032 yılında çıkar. Ancak 25.000 dolar hedefine yine de ulaşılamaz. Üstelik 2017’de tahmini büyüme oranı Euro bölgesi için yüzde 1,7 gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 4,5’dur. Dahası; 2016 yılındaki Türkiye’nin yüzde 2,9’a düşen büyüme oranını dikkate alırsak, bu hedefe ulaşmayı beklemek büyük bir iyimserlik olur.

Türkiye yıllardır “orta gelir tuzağı” olarak tanımlanan yıllık kişi başı 10.000 dolar dolayında gelire sıkışmış bir ülke. ABD’de kişi başı yıllık gelir olan 50.000 Doların yüzde 20’sine karşılık gelen bu gelir düzeyine erişen bir ülkenin, bu aşamadan sonra ileriye gidememesi ya da durgunluğa girmesi o ülkenin orta gelir tuzağına düştüğünü ifade ediyor. Bu ekonomilerin tipik özellikleri; düşük yatırım düzeyi, imalat sanayinde yavaşlama, sanayi üretiminde farklılaşamama ve emek piyasası koşullarının uygunsuzluğu. Doğal kaynaklarınız sınırlıysa, nüfusunuz büyük ve hızlı artıyorsa, sanayiniz yeni teknolojilerle rekabet edemiyorsa orta gelir tuzağına düşmek zaten kaçınılmaz. Çünkü bu ülkelerin, daha düşük ücretle çalışan fakir ülkelerin standart imalat sanayi ürünleriyle fiyat rekabeti yapabilmeleri mümkün değil.  Diğer taraftan, zengin ülkelerin inovasyona dayalı, büyük ölçüde dijitalleşmiş sanayi üretimleriyle yarışabilmeleri de artık söz konusu bile değil.

Dünya Bankası 2016’da, kişi başı yıllık geliri 4.126-12.736 Dolar aralığında olan ülkeleri “üst orta gelirli”  ülkeler olarak belirledi. Ülkeler bu düzeye gelmeleri için arz yönlü üretim ağırlıklıyken, bu aşamadan sonra, yani zengin ülke kategorisine girebilmeleri için talep yönünde politikaların yürürlüğü sokulması gerek. Bunun için tüketicilerin tercihlerine ve kalite- fiyat ilişkisine önem vermek zorundalar. Bu ise; inovasyona ve bilgi yoğun üretimlere yönelmeleri, küresel marka yaratma çabasına girmeleri demek.

Şimdi de Türkiye’nin dünyadaki yerine bakalım;

·         2016 Küresel Rekabet Gücü’nde sürekli gerileyerek 140 ülke içinde 90. sıradayız

·         2016 Küresel İnovasyon Endeksi’nde 128 ülke arasında 42. sırada olan Türkiye; ne yazık ki “siyasal ortam” göstergesinde 88, “düzenleyici ortam” göstergesinde ise 96. sırada yer almaktadır

·         Türkiye imalat sanayinde dünyada en çok katma değer yaratan ülkeler arsında 1990’da 13. sıradayken, 2000’de 15. sıraya gerilemiş, 2010’da ise liste dışı kalmış durumda

·         Yine Dünya Bankası verilerine göre; ihracatımız içinde ileri teknoloji ürünlerinin payı 2000’de yüzde 5 iken, önce 2002’de yüzde 2’ye düşmüş ve sonrasında hiç artmamıştır

·         Ekonomik başarı için büyük önemi olan beşeri sermaye geliştirilememiştir. 15 yaş lise öğrencilerinin katıldığı fen, matematik ve anadilinde okuma testlerinde son olarak 2015’de yapılan PİSA endeksinde Türkiye’nin sırası 100 ülke arasında sırasıyla 52, 49 ve 50’dir.

·         Teknolojik ilerlemenin en önemli kaynağı Ar-Ge harcamalarının GSYH’ndaki payı 2003- 2013 döneminde yüzde 0,48’den 0,98’e çıkmasına karşın, OECD ülkelerinin çok altındadır. AB ortalaması yüzde 3, Kore ve İsrail’in ise, sırasıyla yüzde 4,36 ve 4,20’dir.

·         Yükseköğrenim görmüş yetişkinlerin oranı ve bilim ve mühendislikteki doktora mezuniyeti açısından en alttaki 5 ülke arasındayız

İktisat teorisi, eğitim yoluyla beşeri sermayeye ve Araştırma- Geliştirme (Ar-Ge) yoluyla teknoloji ilerlemesine dayanmayan hiçbir büyüme sürecinin kalıcı olamayacağını söyler. Türkiye sermayeyi, makine ve teknolojiyi ithal etmek durumundadır, ciddi bir enerji açığı vardır. Bu nedenle, emek yerine aşırı sermaye kullanımına dayalı üretimi ile koyduğu hedeflere ulaşması beklenilmemelidir.

Orta gelir tuzağından çıkışın en önemli koşullarından biri de bölgeler arası gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesidir. Gelir dağılımının daha adaletli olduğu İsveç’te zengin ve yoksul bölgeler arasında fark 1,6 iken, adaletsizliğin daha fazla olduğu Kanada’da 2,7 kata yükseliyor. Türkiye’de adaletsizlik ise 4,3 kat yüksek. Bu denli büyük adaletsiz gelir dağılımı ile zengin ülke olamıyorsunuz.

Bu arada şirketler para kazanmak için, kendi yaptıkları işleri geliştirmek yerine müteahhitliğe yöneldiler. Eğitim yatırımı vergiden düşmenin bir aracı olduğu için diğer bir çekici yatırım alanı. Ancak eğitim kalitesini arttırmak yerine iyice düşürdük, doğal olarak özel kesimin açtığı okulların öncelikli hedefi de şirket kazancını arttırmak.

Orta gelir tuzağından çıkabilmek için; bilimsel eğitimin kalitesinin yükselmesi, kadının sosyal ve iş yaşamına daha fazla katılması ve yaşam kalitesinin artması şart. Buluş yapabilen, teknoloji geliştiren çocuklar yetiştirmeliyiz, onlara itiraz etmeyi öğretmeliyiz, soru sormalılar, var olanı sorgulamalılar. Bu nedenle, toplum olarak itaate dayalı “uslu çocuk” paradigmasını acilen terk etmeliyiz. Bu çocukların katma değeri yüksek emek sahibi olabilmeleri için; özgürce hareket edebilmeleri, düşünceye sınır koymamaları, hayal kurmaları, tahayyül gücünü arttırmaları gerek. Yoksa yeni ekonominin gerektirdiği yaratıcı kişiliğe asla kavuşamazlar. Bu nedenle; yaşamın her alanında, özellikle de okulda onları destekleyecek yeni bir toplumsal bilince ihtiyaç var. Ayrıca, bağımsız kurumlar olmak zorunda; idari, mali ve hukuki kararların hiçbir şekilde siyasetle bağlantısının olmaması başarı için temel koşul. 

Aksi takdirde insanlar bilimle uğraşmaz, buluş olmaz, teknolojik gelişme sağlanmaz. Süreli gelişmeler olsa da kalıcı olmaz ve orta gelir tuzağından çıkış olmaz. Dolayısıyla dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girebilmek ise hayalden öteye geçmez.  

Tuygan ÇALIKOĞLU

tuygan@hotmail.com  www.tuygancalikoglu.com.tr

Kaynak: www.oecd.org  www.worldbank.org  www.tim.org.tr  www.rekabet.gov.tr   www.tutkofed.org    www.tuik.gov.tr  www.mahfiegilmez.com  www.akparti.org.tr

 

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter