ADALET OLMADAN DÜZEN OLMAZ

Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili Enis Berbero ...

15.6.2017 13:24:00

Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması sonrasında, elinde “ADALET” yazılı pankart ile adalet yürüyüşü başlattı. Amaç adalet kavramına kamuoyunun dikkatini çekmek, farkındalık yaratmak. Konuyu ele almadan önce Ocak 2015 ‘de yazdığım aşağıdaki köşe yazımı birlikte okuyalım;

 

                                                                                   ***

“ADALET OLMADAN DÜZEN OLMAZ”

Yukarıdaki söz Albert Camus'ya ait. Felsefi terim olarak adalet, doğrunun, hakkın korunmasıdır. Sözcük karşılığı ise; hukuk kurallarının uygulanması olarak tanımlanmakla birlikte sosyal adaleti de ifade eder. Yaşam standardında, gelir düzeyinde ve daha birçok alanda fırsat eşitliği sağlama, toplumda denge yaratma çabasıdır sosyal adalet.

Başlangıçta daha çok işçi sınıfı ile anılan bir kavram. Tarihe baktığımızda,  sağlıksız çalışma koşullarının yarattığı şiddet hareketlerini durdurmak için geliştirildiğini görüyoruz. Sosyal güvenlik sistemleri, sendikalaşma bu süreçte ortaya çıkıyor. Daha sonra ücretsiz sağlık ve eğitim, barınma ve temel gıda maddelerine erişim, kazanca göre vergilendirme gibi uygulamalar sosyal adalet arayışlarının sonucu olarak yaşamımıza giriyor. Günümüzde kapsamı iyice genişleyen sosyal adaletin nihai amacı toplumu oluşturan kesimler arasında gerilimi azaltmak.

 

Öncelikle hukuk alanında adaleti ele alalım ve yargının ne anlama geldiğini sorgulayalım. Türkiye'de yargı adliye, adliye de yargıçlar, savcılar ve avukatlar demek. Ancak evrensel hukuk, bu tanımı yetersiz görüyor ve "yargı" nın var olmasını ölçütlere bağlıyor. Birinci ölçütü "Devletin toplum tarafından sınırlanması" olarak tanımlıyor. Türkiye'de yargı tam tersine, "Devletin toplumu sınırlandırması ve denetlemesi anlamına geliyor. Dolayısıyla yargının, muhalefeti tasfiye etmesinin aracı haline gelmesi mümkündür. İkinci ölçüt "meşruiyet", yani yargının adalet dağıtacağına olan inancın toplumda yaygın olarak kabul görmesidir. Üçüncü ölçüt ise "yargının hak ve özgürlüklere sahip çıkması",  bu alanda bir "güvence" olduğuna dair kanaatin oluşmasıdır. Son ölçüt "yargının sadece hukuka bağlı olması, katı merkeziyetçi bir yapının olmaması, siyasi bir grup ya da bir liderin düşüncelerini hukuk olarak dayatamaması". Bu nedenle, hukuk alanının "özerk" olması ve siyasetin dışında kalması şarttır. Bütün bunlar bize yargının, salt adliye, yargıç, savcı ve avukatlardan oluşan bir erk olmadığını gösteriyor. Bu kabulde yargının varlığı, yargısal aktörlerin yeteneklerine, dürüstlüklerine, özverili olmalarının dışında bir şey.

Üç yıl önce yaşanan Roboski katliamına bakalım; 34 sivil yurttaşımız üzerlerine atılan bombalarla öldürüldü. Ancak olayla ilgili bir tek kişi yargılanmadı, mahkeme kurulmadı, duruşma yapılmadı. Bu insanlık trajedisinin sorumlusu yok, kovuşturmaya gerek olmadığına karar verildi, gerekçesi ise "kaçınılmaz hata". Afyon'daki mühimmat deposu patlamasında şehit olan 25 askerimizin de sorumlusu yok, soranlara "hain" dendiğini hatırlıyoruz. Gezi'de, Soma'da, inşaatlarda, tersanelerde, trafikte, depremde resmen cinayet diyebileceğimiz ölümler var. Dahası, okul kapısı üzerine düştüğü için ya da rögar kapağı açık bırakıldığı için düşerek yaralanan, hatta ölen insanlarımız var. Örnekler çoğaltılabilir. Sorumlular yok, bu durumda doğal olarak adalete olan inanç sarsılıyor. Ölenlerin yakınlarının bir bölümü adalet umudunu öbür dünyaya, yani "İlahi Adalet"e bırakmış, diğer bölümü ise Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvurunun sonuçlanmasını bekliyor.

Milattan önce yaşayan Socrates'in öğrencisi, Aristotales'in hocası Eflatun (MÖ: 427-347) "Bir yerde suç varsa orada adalet yoktur "diyor. Çağdaşımız diyeceğimiz Albert Camus ( 1913-1960) ise "Adalet olmadan düzen olmaz " diyor. Bu düşünürler, yaşamlarında iki bin yıldan fazla bir farka karşın ortak bir doğruya, yani toplumsal yaşamda adaletin önemine işaret ediyorlar. Dünya çapında insan hakları ve özgürlükleri izleyen Freedom House 2013 raporunda Türkiye "kısmi özgür" ülke olarak tanımlanıyor. Her yıl gerileyen ülkemiz 197 ülke arasında 120. sıraya indi. Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu ( TMK) nun bazı maddelerinin bu sonucu yarattığı ifade ediliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) Türkiye'nin Rusya'dan sonra en fazla mahkum olan ülke olduğunu ve açılan her davada Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin en az bir maddesini ihlal ettiğini duyurdu. Dahası, Türkiye yargılama bekleyen dosyalarda ve davaların uzunluğunda birinci sırada.

Türkiye adalet arayışlarına kulak vermek zorundadır. Sağlıklı bir demokrasinin olmadığı, evrensel hukukun olmadığı ülkelerde ekonomik gelişme de olmuyor. Vatandaşın gelirinin ve refahının artması bu alanda atılacak adımlara bağlı. Adalet dağıtamayan yargıyı hepimiz oturup "yeniden düşünmek" zorundayız.

***

Türkiye’yi 2002’den bu yana tek başına yöneten Ak Parti siyasal yaşamına başlarken adını aldığı “adalet” kavramının önemine işaret etmiş ve programında şu ifadelere yer vermiştir;

·         Partimiz toplum düzeninin teminatı olarak adalet sistemine azami ölçüde güvenin tesisini sağlayacaktır

·         Şeffaf ve yolsuzluklardan arınmış bir düzen ancak adaletin işlemesiyle mümkündür. Partimiz bireylerin gündelik yaşamından uluslararası ilişkilere kadar önem taşıyan adalet sisteminin karşı karşıya kaldığı sorunları çözmeyi öncelikli hedefleri arasında görür

 

Freedom House 2017 Dünyada Özgürlükler Raporu’nda, Türkiye’nin düşüşü sürüyor. Henüz “Kısmen özgür” kategorisinden çıkamadı. Ayrıca 2016’de özgürlüklerin en çok gerilediği ülkeler arasında birinci oldu. 7 puan üzerinden hesapladığı “Siyasal Haklar ve Sivil Özgürlükler” alanında ancak 4,5 alabildi.

Sadece 2016 yılında kumpas davalarının mağduru yüzlerce emekli ve muvazzaf askerin Adalet Bakanlığı aleyhine açtığı tazminat davalarının devlete faturası ağırlaşıyor. 2016 itibarıyla 24 davada 27 askerin kazandığı tazminat miktarı; 11,3 milyonu manevi olmak üzere 13,2 milyon lirayı buldu. Sadece “Balyoz” davasında 360’dan fazla askerin yargılandığın düşünürsek ortada gerçekten vahim bir tablo var.

İstatistikler, değerlendirme raporları Türkiye’de adalet sisteminin yerini adaletsizliğe bıraktığını gösteriyor. Albert Camus’nun sözlerini programına taşıyan ve adında “adalet” bulunan iktidardaki Ak Parti, ülkedeki adalet kavramına duyulan güvenin, program hedeflerinin tam tersine azaldığını görebilmeli. Ülkenin kalkınması, gelişmiş ülkeler kategorisine çıkması, refahın artması, toplumsal düzenin tesisi, hukuk alanının "özerk" olması ve siyasetin dışında kalmasına bağlı. Ak Parti “Fabrika Ayarları”na dönerek, programına bakmalı ve adalet sistemine güven duyulmadan adaleti tesis etmenin mümkün olamayacağını görebilmeli.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU

tuygan@hotmail.com  www.tuygancalikoglu.com.tr

 

Kaynak: https://freedomhouse.org/report/freedom-world/freedom-world-2017 www.akparti.org.tr http://www.haberturk.com/gundem/haber/1186538-kumpas-davalari-bir-bir-sonuclaniyor

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter