GIDA FİYATLARINI KİM YÜKSELTİYOR?

Gıda ve alkolsüz içkilerin tüketici fiyatları bu yılın ilk beş ayında yüzde 10,08 ar ...

24.6.2017 13:09:00

Gıda ve alkolsüz içkilerin tüketici fiyatları bu yılın ilk beş ayında yüzde 10,08 arttı. Gıdada yıllık ortalama fiyat artışı yüzde 8,60 iken, bu beş aydaki artış dikkat çekici. Sadece 2016 - 2017 Mayıs ayını karşılaştırsak yüzde 16,91 gibi ürkütücü bir oran var karşımızda. Durdurulamayan et fiyatları gıdadaki artışlara en çarpıcı örnek. Türkiye genelinde karkas dana etinin kilosu 28,31 lira, kuşbaşı 35,70 liraya yükseldi. Tüketici ise kıymanın kilosuna oturduğu kente ve semte göre 40- 60 lira, kuşbaşının kilosuna ise 45- 65 lira ödemek zorunda kalıyor, tabii ki cebinde satın alacak parası varsa.

“Doğruluk Payı” Türkiye’deki siyasi aktörlerin daha sorumlu, seçmenlerin ise doğru bilgiye daha rahat ulaşmasına katkı sağlamayı amaçlayarak, periyodik olarak yaptığı analizleri kamuoyu ile paylaşıyor. Konumuzla ilgili olarak yaptıkları Türkiye fiyatları ile dünya fiyatlarının karşılaştırmalı analizinin çarpıcı sonuçlarına bakalım;

“Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) her ay güncellediği gıda fiyatları endeksi ile Türkiye’deki fiyat endeksi karşılaştırmasına göre, 2003- 2015 döneminde Türkiye’deki fiyat artışları dünya ortalamalarının üzerinde gerçekleşmiştir. Dünyadaki gıda fiyatları on iki yıllık dönemde yüzde 69,5 artarken, Türkiye’de aynı dönemdeki artış yüzde 195’tir. Bu döneme yıllık bazda bakıldığında; gıda fiyatları Türkiye’de yıllık ortalama yüzde 7,8 artarken, dünyada 2,9 artmıştır.

Şimdi bu artışın nedenlerini sorgulayalım;

·         Türkiye’de yıllardır uygulanan tarım ve hayvancılık politikaları üretimin çekiciliğini bitirmiştir. Bu faaliyetlerin üreticiye reel bir getirisi yoktur

·         Temel sorun tarımsal girdi fiyatları yükselirken, ürün fiyatlarının düşmesidir

·         Çiftçi borç batağındadır, arazilerini ipotek ederek aldıkları banka kredilerini geriye ödeyemediğinden arazileri haciz yoluyla ellerinden çıkmaktadır

·         Bir zamanlar tahıl ambarı olan Türkiye bugün ne yazık ki hemen her ürünü ithal eden bir ülke haline gelmiştir. Et, arpa, buğday, nohut, kuru fasulye, mercimek, mısır, ay çiçeği, pirinç, çeltik, pamuk ithal edilmektedir

·         Dünyadaki en büyük dördüncü yaş meyve ve sebze üreticisi olan Türkiye meyve ve sebzede de ithalatçı durumuna düşmüştür.

Ulusal ve uluslararası gerilimler, terör, güvenlik sorunları, göç ve yetersiz gelir, tarım ve hayvancılığı özellikle Doğu ve Güneydoğu’da olumsuz etkilemektedir. Rusya ile yaşanan uçak kriziyle başlayan ambargo süreci henüz tümüyle aşılmış değildir. Üstelik yaşanan gerilimler salt Rusya ile sınırlı da değildir. Ayrıca uluslararası derecelendirme kuruluşları Standard & Poor’s, Fitch ve Moody's, yaptığı ekonomik değerlendirmeler sonrasında Türkiye’nin kredi notunu düşürmüşlerdir. Bunun sonucunda ülkemize sermaye akışında bir yavaşlama olmuştur.

Gerçi yabancılar son beş ayda hisse senedi ve DİBS satın almak için 4,5 Milyar dolar sıcak parayı Türkiye’ye getirdiler ve bu net döviz girişinin sürmesi bekleniyor. Çünkü kırılgan beşliler diye tanımlanan; yüksek enflasyon, düşük büyüme, yüksek dış açık ve sıcak paraya bağımlılıkları yüksek bu ülkeler, Türkiye, Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika. Bunların arasında en yüksek enflasyon oranı Türkiye’de, dolayısıyla en yüksek faizi de Türkiye veriyor. Tabii ki maliyetler de bu durumda yüksek oluyor.

Tarımsal üretim işletmeleri; öz kaynakları ve aldıkları desteklemeleri yetmediğinden, faaliyetlerini sürdürebilmek için büyük ölçüde banka kredisi kullanmaya mecburdurlar.  Kredi almak borçlanmak demektir. Borçların orta ve uzun vadede ödenebilmesi öz kaynaklar ile devlet desteğinin, kullanılan kredilerden yüksek olmasını gerektirmektedir. Türkiye’de durum tersinedir ve gittikçe kötüleşmektedir. Büyük çoğunluğu, kabaca yüzde 80’i küçük ve orta işletmelerden oluşan tarımsal işletmeler artık hasat döneminde elde ettikleri gelirle giderlerini karşılayamamakta, giderek daha fazla kredi kullanmakta, yani borçlanmaktadırlar. Banka kredileri Türkiye’deki yüksek faizden yararlanmak için yurt dışından gelen fonlardan oluşmaktadır. Bu fonların Türkiye’ye girişi azaldığında üretici ya kredi alamayacak ya da yüksek faizle almaya zorlanacaktır. Bu finansman modeli ile tarımsal üretimin yapılması ve sürdürülmesinin taşıdığı riskler ortadır.

Enflasyon artışının yüzde 11,3 olduğu 2016- 2017 Mart döneminde, tarım ürünlerindeki tüketici fiyat artışları yüzde 30’a yaklaşmıştır. Enflasyonu dizginlemek için siyasal iktidar ithalat önlemleri almak zorunda kalmıştır. Dünyanın dördüncü büyük meyve sebze üreticisi olan Türkiye elma, kavun, karpuz, marul, kereviz, kırmızı biber, siyah çay, havuç, soğan, sarımsak vs ithal eden ülke durumuna düşmüştür. Türkiye 2014- 2016 yıllarında 17,1 milyar dolarlık tarım ve hayvancılık ihracatı yaparken, 22,4 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirilmiştir.

Öncelikle siyasal iktidarın, gıdadaki yükselişin üretim ya da arzdan kaynaklanmadığını ve enflasyonu iki haneye gelmesi sorumluluğunun tarım üreticileri olmadığını kabul etmesi gerekiyor. Fiyat artışları dağıtım zincirinden, aracılık hizmeti yapanların çok yüksek kar marjından kaynaklanıyor. Çünkü TÜİK “Tarım Üretici Fiyat Artışı”na baktığımızda üretici fiyatlarının enflasyonu arttırıcı değil, tersine düşürücü etkiye sahip olduğunu görürüz. 2004-2016 döneminde Tarım Üretici Fiyatı yüzde 158 artarken, aynı dönemde Tüketici Enflasyonu yüzde 175 yükseldi.  Sonuç olarak üretici fiyatları genel enflasyonun 17 puan altında.

Veriler bize tarım ve hayvancılık sektöründeki üretim faaliyetlerinin fiyat yükselişlerine karşın artık sürdürülemez bir aşamaya geldiğini gösteriyor. Hükümet 2017’de havza bazlı destek sistemine geçileceğini söyledi. Ancak bu bir yenilik değil. 2009’da alınan karar doğrultusunda Türkiye 30 farklı üretim bölgesine ayrılmıştı ve bugün de önerilen ürün listeleri o zaman hazırlanmıştı. O günden bu yana yaşanan sıkıntılar yeni modelde destekleri daha yerel bir çerçevede ele almak istiyor. Ancak, ürün listelerine itirazlar her yöreden yükseliyor. Örneğin, stratejik ve yaygın ürünlerden başta şekerpancarı ve sofralık zeytin listelerde yok!

Devlet desteklerinin iki ayağı var; birincisi, arazi ya da ürün bazlı doğrudan nakit ödemeleri ve prim fark ödemeleri. Bunlar desteklemenin yüzde 75’ini oluşturuyor. İkincisi ise, dekar başına verile 11 lira mazot desteği. Bunların dışında, AB uyum sürecinde hibe destekleri var. OECD’ye göre tarımsal desteklerin GSYH’ndaki payı Avrupa Birliği’nde yüzde 0,7, ABD’de yüzde 0,4, Rusya’da yüzde 1. Türkiye’de 2006’da yürürlüğe giren Tarım Kanunu ile yüzde 1 olması gerekiyor, ancak doğrudan destekler yüzde 0,6’yı geçmiyor. Bu rakamlar Türkiye’nin bugüne dek gördüğü en düşük destek düzeyi. AB’de ve ABD’de de destekler son 20 yıldır azalma eğiliminde, ancak Türkiye’de sorun yapılan desteklerin niteliğinde. AB ve ABD’de destekler; yerini kırsal kalkınma, sürdürülebilir tarım ve üretimin yanında hasat sonrasındaki yatırımlara yönelmiş durumda. Türkiye’de ise, ağırlık üretime yapılan nakit ödeme desteğinde. Uzmanlar bunu profesyonel işletme ve organize üretim eksikliğinin başlıca nedeni olarak görüyorlar.

Tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin ülke için ne denli yaşamsal öneme sahip olduğunu artık siyasal iktidar da kabul ediyor ve önlemler almaya çalışıyor. Ancak, tarımda verilen desteğin yeterli olmadığı ve desteğin salt daha fazla ödeme yapmak olmadığının anlaşılması gerek.  Yürürlükteki destekleme sistemi ile bırakın çözümü, sorunlar daha da artıyor. Özellikle küçük üreticiler olarak tanımlanan aile çiftçiliğinin korunması; gerek üretim,  gerekse ürünlerini pazarlama aşamasında uğradıkları zararı önleyecek düzenlemelere ihtiyaç var. Piyasayı düzenleyecek, küçük üreticilerin ürünlerini işleyecek ve pazarlayacak etkin kamu kuruluşlar gerekli. Uzmanlar “nitelikli” desteğin üretimi “sürdürebilmek” için değil, üretimi “geliştirmek” için yapılmasını söylüyorlar. Aksi takdirde; getirisi olamayan tarım ve hayvancılık sektörü bitme noktasına gelecek, işletmeler kapanacak ve Türkiye, gıdada tümüyle yabancı ülkelere bağımlı bir hale gelecektir. Dahası, bu sektörde faaliyet gösteren insanlarımızın, aileleriyle metropollere yapacakları zorunlu göçleri düşünürsek, Türkiye’nin insanlık dramlarının yaşandığı bir ülke konumuna geçmesi bizi asla şaşırtmamalı.

Tuygan ÇALIKOĞLU

tuygan@hotmail.com     www.tuygancalikoglu.com.tr

 

Kaynak;  http://www.dogrulukpayi.com/bulten/57e11985ae2d2  www.ziraatcilerdernegi.org.tr

http://www.tarlasera.com/haber-11072-turkiye-ve-dunyada-tarimsal-destekler http://www.gidahareketi.org

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter