“Kılıçdaroğlu öncelikle CHP’yi dönüştürmek zorundadır”

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Gandi’nin rekorunu kırdığı 25 gün süren 432 kilometrelik “A ...

12.7.2017 15:48:00

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Gandi’nin rekorunu kırdığı 25 gün süren 432 kilometrelik “Adalet” yürüyüşü sona erdi. Bu süreçte Kılıçdaroğlu sokaktaki insana dokundu, gündemi belirleme şansı yakaladı, “sadece iktidarı eleştiriyor” algısını yok etti. Bunları sert söylemlerden, çatışmacı ve örseleyici bir dilden uzak kalarak başardı. Durgunluğu, sessizliği ile parti içi ve genel kamuoyundaki olumsuz diyebileceğimiz algısını değiştirdi ve  “lider” olduğunu kanıtladı. Artık muhalefet partisi olarak Türkiye’yi yönetme iddiasını ortaya koyabilecek, topluma umut verebilecek politikaları, projeleri anlatabilme, kendini dinletebilme şansını yarattı.

Yürüyüş boyunca farklı yaşam tarzları, farklı siyasal düşünceleri olanlar, başı açık- kapalı kadınlar, yaşlılar, gençler birlikte oldu. Toplumun her kesiminden insanların bir araya gelişi alışık olduğumuz bir görüntü değil.  Eylem sıra dışı, katılanlar böylesine farklılıkları bünyesinde barındırınca doğal olarak Türkiye haftalar boyu bu yürüyüşü konuştu. Kılıçdaroğlu yürüyüş boyunca; kadın cinayetlerini dile getirdi, işçi, işsiz, çalışan, emeklilerin sorunlarını anlattı, ekonomik sorunlardan AB raporlarına kadar birçok konuda yaptığı açıklamalarla sessiz çoğunluğun sesi oldu. Ancak bu eylem Kılıçdaroğlu’nun vurguladığı gibi salt CHP’nin bir eylemi değildi, yaşamın her alanında mağdur olanların, kendini mağdur hissedenlerin katılımlarını amaçlıyordu, dolayısıyla yürüyüş CHP’li olamayan dinamiklerin de sahiplendiği bir eyleme dönüştü.

Demokrasi itiraz kültürdür. Kamuoyunu bilgilendirmek, farkındalık yaratmak şiddet, çatışma içermedikçe demokratik bir tavır olarak her siyasal görüş tarafından da desteklenmelidir. Bu bağlamda; Kılıçdaroğlu’nun öncülük ettiği bu demokratik eylemin barış içinde tamamlanması, CHP’li olmayan kesimlerin katılımını yaratması ve toplumun her kesiminden insanın ilgisin çekmesi önemli bir başarıdır.  Ak Parti iktidarı da bu süreçte başarılı bir sınav vermiştir. “Adalet” yürüyüşüne sert söylemlerle karşı çıksa da; aldığı güvenlik önlemleriyle,  herhangi bir provakasyona izin vermeyerek, karışıklık yaratmak isteyen güçlere fırsat tanımayarak, beklentilerin ötesinde demokratik olgunluk sergilemiştir.

Şimdi bu sürecin CHP’yi dönüştürme potansiyelini sorgulayalım;

CHP başlangıçta ilerici, laik, devrimci, ancak kendisini solda tanımlamayan, Cumhuriyet’i kuran milliyetçi bir partidir.  Kemalizm dışında hiçbir ideolojiye yer vermeyen, Cumhuriyet’in kurucu unsurları olan askeri ve sivil bürokrasinin egemenliğine dayalı ideolojik bir parti. Cumhuriyet dönemine baktığımızda; Atatürk ve arkadaşları değişimden, batılılaşmadan yana, eşitlik, halkçılık ve adaleti savunuyorlar. Bu dönemde Cumhuriyet, devlet eliyle yukarıdan aşağıya doğru tüketim üzerinden bir modernleşme/ batılılaşma projesini hayata geçirmeye başlıyor. Askeri ve sivil elitlerin hayalinde, toplumda karşılığı olmayan bir “Batıcı Kimlik” arayışı var. CHP, Osmanlı’dan aldığı etnik, dinsel ve mezhepsel büyük farklılıklar gösteren toplumu bu zorlama “Batıcı Kimlik” le yönetiyor. Yönetim anlayışının temelinde Batılı, laik ve Türk Milliyetçisi öğeleri var. Bu süreçte, yani Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren kendini İslami ve Kürt kimlikleriyle ifade eden vatandaşlarımızın rahatsız olduklarını görüyoruz. Dahası bu insanlarımız, devletin yaptığı müdahalelerden dolayı kendilerini mağdur hissediyorlar. Geçmiş dönemde kendilerini ifade edecekleri bir demokratik ortam yokken,  küreselleşmenin yarattığı yeni iklimde seslerini duyurmaya başlıyorlar. Çünkü küreselleşme, “ulus-devlet” lere bireysel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi yönünde baskı uyguluyor. Farklılıkları destekliyor, farklılıklarla bir arada yaşama kültürünü geliştirmeyi öngörüyor.

Dünyanın ve Türkiye’nin dönüşümüne paralel bir yeniden düşünme ve yeniden yapılanma çabasıyla CHP, Bülent Ecevit’in önderliğinde siyasal yelpazedeki yerini radikal bir çıkışla kendini “sosyal demokrat parti” olarak tanımlıyor.  Sosyal demokrasi tarih içinde değişimler gösteren bir ideoloji. Kapitalist sitemin yarattığı eşitsizlik ve adaletsizlikleri demokrasi içinde azaltmayı hedefliyor. Özgürlük, eşitlik, adalet ve dayanışma temel ilkeleri. 

Bugün sosyal demokrasi toplumla organik bağ kuran, sosyal adalet alanının çok boyutlu yapısını kavrayan bir harekettir. Bu önemli bir değişimdir. Sosyal demokrasi toplumsal sorunların ve taleplerin çözüm sürecinde demokratik tartışma ve müzakereye yer verir. Türkiye’nin temel sorunu olan, modernleşme ile demokratikleşmeyi eklemlemek de bu sürecin başarısına bağlıdır.

Çağ artık “Bilgi Çağı”, sanayi toplumunun homojen, tek tip üretim paradigması artık geçerli değil. Sanayi sonrası toplumun bilgi ekonomisi ise her alanda farklılaşma yaratıyor. Günümüzde siyaset, devlet değil, birey merkezlidir ve CHP bunu anlamak zorundadır. 1930 refleksleri olarak tanımlayabileceğimiz “devlet merkezci”, “ideolojik”, “Türk Milliyetçisi” anlayışıyla günümüz Türkiye’sini yönetebilmek mümkün değildir. CHP bu siyaset anlayışıyla; farklılıklarını sergilemek isteyen halka kendisini anlatamıyor, seçim kazanamıyor. Çünkü CHP’nin halkın değil, devletin yanında olduğuna dair geçmişten gelen yaygın bir inanç var.

Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olduğu günden bu yana, CHP’yi dönüştürerek gerçek bir sosyal demokrat parti yapma çabası içinde. Değişim, dönüşüm kaotik süreçlerdir. Yeni bir tutum, ancak yeni bir paradigmanın hayata geçirilmesi ile mümkündür. Bugüne dek Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi dönüştürme çabasının amacına ulaştığını söylememiz zor. Partide dönüşüme direnen mevcut yapının varlığı bu durumun başlıca nedeni. Ayrıca,  Kılıçdaroğlu parti mutfağından gelen birisi değil, konjonktür kendisini genel başkanlığa taşıdı. Bu nedenlerle Kılıçdaroğlu istediği dönüşümü henüz gerçekleştiremedi. Zaten parti içi muhalefet her fırsatta kendisini indirmek istedi, ancak gücü yetmedi. Bugün ise karşımızda farklı bir Kılıçdaroğlu var; özgüveni yüksek, halka dokunan, artık kendisini dinletebilecek güce ulaşmış, liderliğini kanıtlamış bir Kılıçdaroğlu.

CHP’nin “adalet” yürüyüş sürecinde, omurgasını oluşturduğu “Hayır” blokunu konsolide ettiğini söylemek mümkün. Ancak bu konsolidasyon; 2019 yılında yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandırabilir mi? Bu soruya olumlu cevap vermek kolay değil. Kılıçdaroğlu öncelikle CHP’yi dönüştürmek zorundadır. Sonrasında; CHP örgüt olarak mevcut sistemin yaşamın her alanında yarattığı, temelinde adaletsizliklerin ve eşitsizliklerin bulunduğu mağdurlara sahip çıkmak zorundadır. Çünkü sosyal demokrasi günümüzün çok boyutlu adalet arayışını, toplumsal yaşamın en sorunlu alanlarında arar. Geleneksel misyonu olan, gelir ve refahın paylaşımı anlamına gelen “Dağıtım Adaletini” savunurken; kültürel kimliklerin, kültürel hakların yaşama geçirilmesi anlamına gelen “Tanınma Adaletini”, kadın ve gençlerin siyasette yer almaları anlamına gelen “Katılım Adaletini” de eş zamanda savunmak zorundadır.  Şimdi toplumun bu beklentilerini karşılaması için CHP’nin önünde tarihsel bir fırsat var. Kılıçdaroğlu CHP’yi dönüştürmeyi başarabilecek mi? Toplumsal muhalefete önderlik yapabilecek mi? Birlikte göreceğiz.   

Tuygan ÇALIKOĞLU

tuygan@hotmail.com  www.tuygancalikoglu.com.tr   

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter