Tuz Deposundan Taş Bina' ya -22

Çocukluğunun geçtiği mahalleyi, oynadığı sokağı da öylesine resmederek anlatır ki, o ...

5.9.2017 11:19:00

Çocukluğunun geçtiği mahalleyi, oynadığı sokağı da öylesine resmederek anlatır ki, okurken tasvir ettiği mekandaki isimlerin gözlerinizin önünde canlandığını hissedersiniz.

1993' te yayınlanan Kiralık Mabet kitabındaki Boro ve Theodor Katz isimli öyküler bu anlamda çarpıcı iki örnek...

İlyas Halil' in Akkahve çatısı altında buluşan sanatçı dostlarıyla yarattıkları Thedor Katz karakteri kendi ifadesiyle 'hayallerde süslenerek' ve grupta yer alan herkesin katkısıyla 'OL' denince doğmuş biri ama Boro öyle değil...

Boro, Halil' in çocuksu hayalleriyle zenginleşen bir figür olsa da, etten kemikten ve capcanlı karşımızdadır. Hem de şapkası, çifte tabancası, atının terkisine attığı sevgilisi Zeynep' in gerçek üstü hikayesine rağmen...

Şöyle anlatır Boro' yu:

"Dün Boro' yu Tahtalı Camii* yanındaki kahvede gördüm. Ak saçlı, ak sakallı bir adam, boş un çuvalı gibi küçülmüş, güneşte uyukluyordu. Kahvecinin çırağı çayı masasına koydu. "Dede!" dedi, "uyan, çayını getirdim. Bu üçüncü haberin olsun!" Kahve ocağına döndü. "Abit Usta!" dedi, "Dedenin hesabına bir çızık daha at!" Boro gözlerini açtı, "Bu ikincisi, ötekini içmedim. Uyurken masaya çay koyma diye kaç kez uyardım seni!" Çırak onu umursamadı. "Uyumasaydın!" dedi, "hem burası Tekke mi? Uyuyacaksan evinde uyu!" Kahveci Abit çırağa kızdı, "Dedeyi rahat bırak lan dümbük!" dedi. "Bu adam bir zamanlar senin nenenin sözlüsüydü. İsteseydi deden olurdu." Çırağın yüzü kızardı. "Abit usta, ölmüş nenemi karıştırma! Boro, Abit ustaya döndü, "bu genç Zeynep' le Mahmud' un torunu değil mi?" Abit, evet anlamında başını salladı. "Boş ver, kızma oğlana!" dedi. Boro, "Benim kim olduğumu nereden bilsin. Sana fazladan bir çay parası kazandırmak istiyor."

Gençlik yılları Boro' nun gözünde yeniden canlandı. Bir zamanlar kentte onu sevmeyen ya da ondan korkmayan yok gibiydi. Çocuk dünyamızın kovboyu, sokağımızın şerifiydi.

Babamı Kansas City' nin demircisi olmaktan o kurtarmıştı. Dünyanın dev, benim cüce olduğum, ayaklarımın yere değmediği, polen gibi havada uçuştuğum çocukluk yıllarıydı o günler...

Bir gün babamla eczaneden eve dönüyordum. Sebze pazarı tenhaydı. Hıyarlar, naneler, patlıcanlar satılmış, küfeler boşalmıştı. Dükkanlar kapanıyordu. Kaldırımlarda yalnız ezik domatesler, çürük marullar kalmıştı. Şebub**' ların fırını kalabalıktı. Irgatlar, kızarmış kuzu kellesi almış, taze ekmeğin fırından çıkmasını bekliyorlardı. Boro, ak bir atın sırtındaydı. Kansas City' den gelmiş fırının önünde durmuştu. Sırtında sırmalı ceket, başında geniş kenarlı ak bir kovboy şapkası, belinde gümüş kabzalı iki tabanca arkasında tek atlı posta arabası.. Maskeli haydudun hücumuna uğramış, deniyordu. Altınlar çalınmış kızı kaçırmışlardı.

(...) ... "Boro hırsızları yakala!" diye sesler duyuluyordu. Kervan Hadra Hamamı' nın arkasındaki boş arsada durdu. Boro ak bir atın üstünden "Bu akşam yazlık sinemada.." diye başladı, "Maskeli Haydut' un posta arabasını nasıl soyduğunu Ken Maynard***' ın onu nasıl yakaladığını göreceksiniz. Bu akşam Ken Maynard' ın Maskeli Haydut filmi oynuyor. Beyaz tabancalı oğlanın haydutları nasıl yakaladığını göreceksiniz. Her yer elli kuruş! Halk gecesi! Her yer elli kuruş! Bu heyecanlı filmi kaçırmayın!"

(...)

Hamamın arkasındaki kalabalık çoğalmıştı. Bisikletçi Nedim' in önünde atlı karıncalar dönüyor, salıncaklar sallanıyordu. Uçan kayıklar çocuk doluydu. Çığlıklar gökyüzünü dolduruyordu. Seyyar satıcılar bici bici, Şam tatlısı, çitlembik satıyorlardı. (...)

Bizim sokak parkın ağzında başlar, Yanık Okul**** boşluğunda biter. Lazkiyeli' lerin geçit yoludur. Sabahın alacakaranlığında fal açan çingene kızları, ayakkabı boyacıları, Arap küfeciler geçerler, çarşıya giderler. Gün batımında atları yorulmuş yük arabaları, eskiciler, seyyar satıcılar, küçük arabalarını iterek evlerine dönerler.

(...)

(...) Kalabalık hamamın arkasından Yanık Okul boşluğuna geçmişti. Başlarında Boro, elinde borusu bu gece sinemada oynayacak filmleri duyuruyordu. "Bu akşam saat 8' de..." diyordu. "Halk sinemasında Arapça şarkılı, Türkçe sözlü Abdulvehab' ın en son aşk filmi.." Bir anda pencereler kızlarla doldu. Şalvarlı prenseslerin düşlerine, kovboy şapkalı bir prens girdi. Heybesinde yağmayan ikindi yağmurlarının serinliği, genç kızların biçilmemiş çeyizliği vardı. Zengin Mısırlı paşaların oğluyla evlenen fakir kızların serüvenleri doluydu.

Boro' nun sesi daha belirginleşti. Daha etkili oldu. "Arapça şarkılı, Türkçe sözlü, Aşkın Gözyaşları..*****"

Zeynep o anda kendini Boro' nun terkisinde buldu. (...)

Açık hava sinemasının önünde, pompalı lüks lambaları, caddeyi ışıl ışıl aydınlatıyordu. Seyyar satıcılar kabak çekirdeği, Antep fıstığı kavuruyor, kıyı yeni sulanmış toprağın kokusuyla buram buram kokuyordu. Biraz da karanfil karışmıştı havaya. Belediye Bahçesi'nde garsonlar masadan masaya koşuyorlardı. Bakkalın ardındaki gazoz kulübesinde değişik bir dünyanın gençleri şakalaşıyor, anlaşılmaz şeyler söylüyorlardı.

(...)

Boro, "bir iki ay mutlu olursun." dedi, "benimle evlenirsen. Mutlu olmak bizim mahalleye özgü bir şey değil. Koku gibi çarçabuk yiter gider. Film gibi çabuk biter. Sonunda damağında acımsı bir tat! Çoluk çocuk, yoksulluk, olur olmaz yerde düşlerini böler. Beni dinle, işini sağlama bağla! Arabacı Mahmud' a var!" "Peki!" dedi Zeynep, "Sen ne olacaksın?" "Bana üzülme!" dedi genç adam, "Benim gerçeklerle ilgim yok. Şu anda atımın terkisinde olmadığını sen de biliyorsun. Evde tek başına yemek pişirdiğinin ayrımında değil misin?"

(...)******

Notlar

* Asıl adı Avniye Camiidir. 1898' de Mahmud Efendi tarafından yaptırılmıştır. 1938'e kadar minaresi tahtadan olduğu için Tahtalı Camii olarak anıldı. Camiye gelir getirmesi için önünde dükkanlar inşa edilmiştir. Silifke Caddesi üzerinde bugün de ibadete açıktır.

 

 

** Şebub fırını Mersin' le ilgili sonradan kaleme alınan çoğu kayıtta Dinç fırını olarak yer alır. Balık halinin Silifke Caddesi girişinin batı köşesinde yer alıyordu. Şebub Arapça isminden anlaşılacağı gibi Genç anlamına gelir. Soyadı kanunu çıkınca aile Dinç soyadını almıştır.

*** Ken Meynard (1895-1973): Western filmlerinin ortaya çıkmasında önemli rol oynamış efsanevi aktör. 1940'lara kadar filmleri kapalı gişe oynamış, sonradan çoğu yıldız gibi kayıp gitmiştir. Yoksulluk içinde bir karavanda 1973 yılında ölü bulunduğunda alkol komasındadır.

**** Gazi İlkokulu doğusunda başlayıp Yanık Mekteb' in yerinde oluşturulan Özgür Çocuk parkı ile sonlanan Doğuş Hastanesinin bulunduğu sokak. (İlyas Halil' in çocukluğunu geçirdiği 177. sokak)

***** Abdulvahab, Ümmü Gülsüm ile birlikte 2. dünya savaşı sırasında yükselen Mısır ekolünün en önemli şarkıcısı ve o dönem şarkıcılarının neredeyse tümü gibi filmlerde rol alan aktörü. Önce Mısır ardından Hindistan filmleriyle gelen furyada, filmler Türkçe sözlü, Arapça ve Hintçe şarkılıdır. Arapça şarkılara olan ilginin temelinde 1934' te alaturka müziğin devlet radyolarında yasaklanması yatar. Batı müziğinden haz etmeyen halk, özlemini Alaturka müzikle aynı karakterdeki Arap müziğiyle giderecektir. Aşkın Gözyaşları filmi vizyona girdiği 1938' lerden başlayarak uzun süre halkın yoğun ilgisini çeker. Filmin oynadığı sinemaların önünde uzun kuyruklar oluşur. Abdulvahab' ın seslendirdiği "Damua'l hubb (aşkın gözyaşları) o kadar sevilir ki, Hafız Burhan şarkıyı Türkçe sözlerle plağa okuyacaktır.

***** Öykünün kahramanı Boro' nun gerçek bir karakteri yansıttığını İlyas Halil bana gönderdiği son notta şöyle anlatıyor:

"Boro Mersinin çağırtanı idi. Sinemanın kapısında durur gösterilen  filmi ilan ederdi. Unutmadığım bir filmi elinde boru şöyle tanıtmıştı: "Bugün Güneş sinemasında 36 kısım tekmili birden. Baytekin Yeni dünyalarda filmi gösteriliyor. Duyduk duymadık demeyin. Matine;  giriş 10 kuruş . Film saat iki de başlıyor."

Sözünü ettiği Baytekin, Maskeli Haydut, Aşkın Gözyaşları gibi filmler 1940'ların başında halkın yoğun ilgi gösterdiği filmler. Ken Meynard, Abdulvahab' ta öyle...

O filmleri anons eden ve çocuk Halil' in hayallerini dolduran, çifte tabancalı kovboy olarak öyküde canlandırdığı Boro lakaplı kahramanımızla ilgisi var mı bilemem ama dönemin gazete arşivini karıştırırken; ilginç, ilginç olduğu kadar da trajik bir haberle karşılaştım. 30 Haziran 1953 tarihli Yenimersin gazetesindeki haber aynen şöyleydi:

"Kiremithane mahallesinde oturan ve şehrimizde Boro namıyla tanınan Ahmet Sarılmışer pazar gecesi evinden çıkarak Atatürk Caddesinde Levante' lerin evinin arkasındaki sahile inmiş ve denize girerek yıkanmak istemiştir.

Bu arada tahmin edildiğine göre kuvvetli bir dalganın tesiriyle yıkılmış ve içki aldığı için de takatsiz düşerek bir daha kalkamamış ve boğularak ölmüştür.

Dün sabah deniz kenarından geçenler Boro Ahmet'in cesedini sahilde görmüşler ve derhal emniyete haber vermişlerdir. İlgililer gereken tahkikata girişmişlerdir"

1940' lardaki filmleri özellikle de kahraman şerif Ken Meynard' ı anons eden ama on yaşındaki İlyas Halil' in hayallerini "atının terkisine Zeynep' i atarak dolaştıran" kahraman olarak süsleyen 'Boro' ile 1953' te gazete haberindeki ifadeyle 'içkili' girdiği denizde boğulan 'Boro' aynı kişiler mi bilinmez. Ama bilinmemesi öykülere konu olacak böylesine tuhaf bir rastlantı olduğu gerçeğini değiştirmiyor...

önemli not: bu yazı yayına hazırlanırken, Boro konusu için yardım istediğim Vahap Kokulu, yaptığı temaslar sonucu şu bilgiyi verdi: Denizde cesedi bulunan rahmetli Ahmet Sarılmışer ile film anonsu yapan Boro aynı kişi...

Bu durumda Halil' in çocukça düşlerini süsleyen ve öyküye konu olan kahraman şerif Boro, aşık olduğu Zeynep' in acısıyla ölüme yattıysa, o öykünün sonu yeniden yazılmayacağına göre, en azından hayal dünyasında da olsa yeniden canlandırılması gerekir. Hele bu gerçeğe yatkın hayaller kimseye de zarar vermiyorsa...

 

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter