Mirza Turgut sanatın kökeni ve sonrasını anlattı

Uzun zamandır bir kenara bıraktığım kalemimi yeniden bulmanın sevinci Merhaba diyor ...

22.11.2017 13:03:00

Uzun zamandır bir kenara bıraktığım kalemimi yeniden bulmanın sevinci Merhaba diyor ... 
9.4.2012 11:44:00

Uzun zamandır bir kenara bıraktığım kalemimi yeniden bulmanın sevinci Merhaba diyorum. Yazmıyordum çünkü ya ben at gözlüğüyle bakıyordum hayata ya da hayat silik görüyordu kelimelerimi.

Geçtiğimiz günlerde Sayın Mirza Turgut’un bir konferansına katıldım.

İyi ki de dedim içimden iyi ki de…

Keza sanat tarihinin bir flashback’i tadında bir konferansla karşı karşıyaydım. Çok sevdiğim Shakespeare de vardı. Okumaya doyamadığım yazarlarda. Mitoliji kokuyordu konferans. Zeus, Hades, Athena …

Kahi Demoslarda buluyordunuz kendinizi bazen de Rönesans’ın kalbi İtalya’da.

Anadolu motifleri bezeniyordu gözünüzün önünde.

İzlemeyenler çok şey kaybetti.

İzleyenlerse Sanat tarihine 2,5 saatlik kısacık bir bakış attı.

Mirza Turgut’u yakından tanımaya başladıkça aslında o konferansın 2,5 değil 12,5 da süreceğine eminim.

Eee ne demişler güzel olan azdır, zaten onu güzel kılanda tadına doyamamaktır bir yerde. Umarım en kısa zamanda bu keyifli sohbet başka bir mecrada gerçekleşirde gidemeyenler bu tatdan mahrum kalmaz.

İşte 2.5 saat süren konferansta Mirza Turgut mealen şunları söyledi:

İNSANOĞLU SANATA NİÇİN İHTİYAÇ DUYDU?

İnsanoğlu henüz toplumsal bir varlık olarak gelişmemişken, doğadaki diğer canlılar gibi yaşıyordu.. Ancak dil ve düşünce insanı diğer canlılardan ayırdığı için, giderek farklılaşıp, ayrışmaya başlamıştı..

Burada ister istemez kimi sorular sormaya başladı. İnsanlar nasıl meydana gelmişti?

İnsanoğlu Bu soruya yanıt aramaya başlayınca bir çok şeyi yeniden keşfetti.

 Doğal felaketler başta olmak üzere, kendilerinin dışındaki yırtıcı hayvanların saldırıları karşısında son derece savunmasızdı.. İşte tam bu noktada hayal gücünü keşfetti.. Çünkü bir çok şeyi açıklaması gerekiyordu.. Ancak, bilimsel olarak bunları yapabilecek seviyede değildi..

O zaman hayal gücünde, kendilerine zararlı ve faydalı olanların abartılmasından hareketle bir çok kahramanlar üretildi…

Bu insanoğlunun aslında ilk sanatsal yaratım süreciydi.. Mitoloji tam da bu dönemde oluşturuldu.. Her halkın kendine ait mitolojisi oluşturulmasının nedeni farklı coğrafyalarda farklı doğa güçleri ile karşı karşıya kalmalarıyla açıklanabilir..

Mitoloji aslında sanatsal üretimin temelidir..Mitolojiler de din, ahlak, bilim, felsefe gibi disiplinler zerrecikler halinde de olsa bulunuyordu..

İnsanoğlu hem korktuğu hem de faydalı bulduğu bir çok şeyi tanrılaştırdı..Örneğin tsunami insanlara zarar verdi.. Bunu önlemek içini denize kurban vermeye başladılar..

Böylece deniz tanrısının kükremesini önlemek istediler.. Her yıl belirli sayıdaki kız çocuğunu denize törenle attılar..

Attıkları kız çocuklarını, denizde sahip çıkması içinde deniz kızı efsanesini ürettiler..

O dönemde mitolojilerde hep insan-hayvan bir arada işlenmiştir..

Türklerin ve Romalı’ların mitolojilerinde dişi kurt, erkek çocukları emzirir…Deniz kızı’nda üst kız altı balıktır..

Bunun nedeni insanoğlu henüz doğaya dıştan bakamıyordu. Doğanın bir parçası olarak kendini gördüğü için, imgesele yaratımlarında da hep doğa insan birlikteliği vardı..

İşte bu dinsel ritüeller aslında satansal üretimin temelini oluşturuyordu.

Çünkü sanatsal olan imgesel düşünme ve yaratmak demektir..

İnsanoğlu korktuğu ya da kendine faydalı bulduğu şeyleri hayal gücünde yeniden yarattı ve onları tanrılaştırdı..

Bu ise aslında sanatsal üretimin temeli idi.

 SANAT İLE BİLİM İLİŞKİSİ

Biliminde sanatında hammaddesi insan-toplum ve doğadır..

Ancak sanatın dili, kullandığı araçlar ile bilimin dile ve araçları çok çok farklıdır..

Sanat, coşkulara, duygulara hitap ederken, bilim akıl ve mantığa hitap eder.. Sanat toplumsal olanın, hayal gücüyle imgesel olarak yeniden üretilmesi iken, bilim var olanın, bilinmesi ve açığa çıkarılmasıdır.

Burada bilim adamı, coşku ya da duyguları ile değil, akıl ve mantığı ile hareket eder..Dolayısıyla bilim ve sanat aynı nesne üzerinden çok farklı yaratım süreçlerine dile getirir..

Sanatçı duygulara hitap ederken, mecaz ve kıyaslama yapar..İmgeler kullanır.. Sanatçı ise bunları yapamaz..

AV DANSI KOLLEKTİF SANATTIR

İlkel toplumda sanat kolektif yapılıyordu..Çünkü kabilenin geleceği açısından topluca üretilip topluca tüketilmek zorundaydı.. Bu süreç ister istemez ilkel toplum sanatını kolektif yapmıştır..

Av dansından toplumun tüm fertleri sürece bir biçimde katılır.. Amaç, toplumun tümünün ama daha çok ava gidecek gençlerin psikolojik olarak hazırlanmasıdır.. Av dansı hem toplumun ortaklaşa ruh haline ayakta tutmak hem de sportif-fizyolojik olarak ava hazırlanmayı sağlıyordu..

Çünkü av toplunu yaşaması için gerekliydi..

Av dansında çalgıcı, söyleyici, oynayıcı olarak toplumun tüm fertlerinin sürece katılmış olmasının nedeni de ortak bilinç yaratarak, kabilenin birbirine sahiplenmesinin sağlanması sağlamaktı..

Çünkü gerek yırtıcı hayvanlar gerek doğa olayları nedeniyle büyük tehdit ve risklere karşı ancak ortaklaşa olarak yaşamaları halinde ayakta kalabilirlerdi.

 MISIR-MEZOPOTAMYA SANATI İLE ANTİK YUNAN SANATI

İnsanoğlu daha sonraki yıllarda tarımı buldu.. Tarımla birlikte yerleşik toplumsal yaşama geçti..

Nehir kenarlarına önemli kentler kurulmaya başlandı..

Böylece kent yaşamına denk düşen çeşitlilik ortaya çıktı.

İlkel toplumdaki ortak kültür ve yaşam yerine, sınıflaşmış, üst ve alt sınıflar olarak derin bir ayrışma yaşandı.

Zengin sınıf, her şeyi kendi geleceği için oluşturdu..

Dolayısıyla bu toplumlarda sanatçılar, egemen sınıfa hizmet etmek zorunda kaldı.

Özellikle Mısır’da kral aynı zamanda kendini tanrılaştırdığı için, Mısır sanatçıları sadece tanrı ve krala hizmet etmek için sanatsal yaratımda bulundular..

Bu nedenle Mısır ve Mezopotamya’daki sanatçıların hiç birisini tanımıyoruz.. Çünkü onlar isimsiz kahramanlardı.. Sistem, onların bireysel olarak öne çıkmalarını önlüyordu.

Hitit ve Mezopotam’ya toplumlarında da durum böyleydi.,

Ancak Antik Yunan çok farklı bir gelişme gösterdi..

M.Ö 500 yıllarından sonra Antik Yunan’da demokrasi gelişti..Demokrasinin gelişmesi sanatsal yaratımın önünü açtı..Başta heykel olmak üzere, sanatın tüm sektörleri burada ortaya çıktı..Tiyatro, Müzik ve Şiir muhteşem gelişme gösterdi.

Öte yandan Felsefe de büyük atılımlar oldu. Heraklitus, Aristo, Platon, Sokrates gibi ünlü felsefeciler bu dönemde yetişti..

Bu arada bilim, hukuk, ahlak alanında da önemli gelişmeler yaşandı..

Homeros  gibi bir deha Antik Yunan kültürünü ait..

Bu arada Heredot gibi bir tarihçi de bu dönemin eseri..

Kısacası Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları döneminde bir çok önemli bilimsel-sanatsal üretime imza atmış hiçbir sanatçıyı bilmiyoruz, ama Antik Yunan’a ait sanatçıları eserleri ve kendi hayat hikayeleri ile biliyoruz. Bunun nedeni, Antik-Yunan’ı demokrasi ortamı ve bireysel sanatsal üretimin önünün açılmış olmasıdır.

 ABBASİLER DÖNEMİNDE İSLAM ALTIN ÇAĞINI YAŞADI

Mirza Turgut,Antik Yunan ve diğer uygarlıklardaki sanatsal üretimi kıyasladıktan sonra “Anadolu Aydınlanması”nı anlatmaya başladı..

Turgut şöyle devam etti: Anadolu Aydınlanması birden bire ortaya çıkmadı.. Bunun bir çok önemli kaynağı bulunuyor.. Öncelikle Abbasiler döneminde İslamın altın çağını yaşadığının altını çizmeliyiz.. 800 ile 1200 yılları Abbasilerin tüm bölgeye hakim olduğu ve zenginliğin hat safhada olduğu dönemdir..

Antik-Yunan dönemine ait eserlerin Arapçaya çevrilmesi de bu dönemde oldu.. Öte yandan Hintçe eserlerde çevrildi..

Abbasilerin bu zenginlik ortamına Yunan ve Çin bilginlerinin eserlerinin de çevrilmesi eklenince Farabi, İbni Sina, İbni Rüşt, Ömer Hayam gibi çok önemli aydınlar yetişti..

Bilim ve sanatsal üretimdeki bu gelişmeler, uygarlığın İslam’a geçtiğini gösterdi.. O yıllarda Ortaçağ’da Kilise bağnazlığı hüküm sürüyordu..

Abbasi dönemi, Antik Yunan ve Hint kültürünün tüm olumlu değerlerinin alınıp, yepyeni sentezin yapıldığı dönemdir..

AHMET YESEVİ, KAŞGARLI MAHMUT VEYUSUF HAS HACİP

Bu arada Abbasiler Horasan civarındaki göçe Türklerin islamla tanışmasını sağladı..

kimi Türk boyları gönüllü olarak islamı kabul etti ama kimileri buna itiraz etti.

Kanlı kavgalar oluyordu. İşte tam da bu yıllarda Ahmet Yesevi, geleneksel şaman kültürü ile İslamın temel değerlerinin sentezini yaptı ve Yesevilik ortaya çıktı.

Öte yandan Kaşgarlı Mahmut’ta Arapçanın Türkçe’yi yok etmemesi için 7500 kelimelik Arapça-Türkçe sözlük üretti.

Yusuf Has Hacip ise, devleti yöneteceklere öğütleri içeren Divan-ı Lügat-ı Türk’ü yazdı.

MEVLANA, YUNUS EMRE, HACI-BEKTAŞ, NASRETTİN HOCA..

Mirza Turgut, Abbasi döneminde bilim ve kültüre verilen önemin altını çizdikten sonra Yesevilik’in  arka planını anlattı. Yesevi ile birlikte diğer önemli isimlerin, o günlerde ortaya çıkıp, sözlerinin dinlenmesini, geleneksel kültür ile yeni İslam kültürünün sentezinin gerekli olmasına dayandırdı.

Turgut, söz konusu Anadolu Aydınlanmacı’larının aynı dönemde ve hemen aynı bölgede çıkmasının nedenlerini dile getirdi.

Turgut şöyle dedi: Mevlana, Nasrettin Hoca, Hacı Bektaş ve Yunus Emre aynı dönemde ve aynı bölgede ortaya çıkmıştır..Ve hepsinin kurguladığı sistem sonuçta HUMANİST. İnsan sevgisi ve insanın soyluluğu var bunların gündeminde..

Mevlana kim olursan ol gel derken, Hacı Bektaş, doğa insan birlikteliğinin altını çizerken, sküler düşüncenin temelini attı.

Gülme kültürü sonuçta bilinç ve birikim ister..

Nasrettin Hoca fıkraları Türklerin yüksek bir kültür seviyesinde olduğunu gösteriyor..

Öte yandan Moğol istilası ile birlikte Selçuklular yıkılınca, Anadolu halkı Mevlana, Yunus Emre, Nasrettin Hoca ve Hacı Bektaş’a daha çok kulak kabartmaya başladı..

Bilge insanların yol göstermesi ile toplum kendi birliğini korudu..

Anadolu Aydınlanması dediğimizi 1200 ile 1300 yılları bu nedenle çok önemlidir..

İslam’ın altın çağı, Yesevilik ve Kapadokya kültürünün elverişli ortamı, söz konusu Türk Aydınlanmacılarını ortaya çıkardı..

Hepsinin temel özelliği, Arap islamına karşı elek olmak ve İNSANCILIĞI yükseltmek.,.

Yani bu dönem sanat ve edebiyatı GENEL İNSANİ bir duruş sergilemiştir..

Bu nedenle de sadece geçtiğimiz yüzyıllarda değil, günümüzde de tüm Dünya’nın bildiği tanıdığı isimlerdir . Zaten onun için  Birleşmiş Milletler Mevlana, Yunus Emre  yılları yapmıştır..

Çünkü Türk Aydınlanmacıların dünyayı açıklaması, kavramaları, yorumlamaları tümüyle insana aittir..

Şu soruyu sormalıyız: Bütün bu aydınlanmacılar neden şu ya da bu dönemde değil de o dönemde ortaya çıktılar? İkincisi, niçin daha sonraki yıllarda benzeri isimler ortaya çıkmadı..

Bütün bu soruların yanıtı, aslında biraz önce söylediklerimde gizli.

İşte bu bakımdan insanoğlu var olduğu sürece, söz konusu dehalar yaşamaya devam edecektir.

Mirza Turgut daha sonra Rönesans sanatı ile Anadolu Aydınlanması ilişkisini kurdu..
Ardından da Gerçekçi edebiyatın gelişme dinamiklerini açıkladı..

Daha sonra da Rus edebiyatı ve Osmanlı ilişkisini kurdu..

Bütün bunları daha sora kaleme alacağım..

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter