Kent Radyo: An ve bellek

            Kent radyoda program yapanlar olarak geçtiğ ...

7.12.2017 09:32:00

            Kent radyoda program yapanlar olarak geçtiğimiz Cumartesi kahvaltıda bir araya geldik. Bu tür toplantılar birlikte sohbet etmenin ötesinde, kurumsal yapının hafızasını oluşturmak bakımından da önemli. Yanısıra geleceğe ilişkin yaratıcı öneriler geliştirmek için de bir çeşit beyin fırtınası ilevi görüyor. Nitekim bizim kahvaltı da öyle oldu..
            Hiç tanımıadığım, görmediğim insanlarla tanışma fırsatım oldu. Geçmişten günümüze gelen tarihsel hafızayı yenilemiş olduk. Dile kolay 18 yıllık bir varoluş mücadelesi. Bu minvalde geleceğe ilişkin güzel öneriler çıktı ortaya. Tv kurma, gece düzenleme, programları çeşitlendirme, kurumsallaşma, yayını güçlendirip yaygınlaştırma, yayıncılık adına kalıcı bir geleneksel ödül veya benzeri etkinlik gerçekleştirme vb.. Bunların onda biri gelecek yıl yapılsa büyük kazanç olur. Ayrıca bu toplantının her sene sonu yapılarak geleneksel hale getirilmesi de önemli. Hatta ben buna ufuk turunun da dahil edilmesinden yanayım. Çünkü ikisinin de yaptığı iş sonuçta aynı. Halkın haber ve doğru bilgi alma hakkına binaen yapılan bir iş. Önemli bir iş. Bu yüzden olacak ki, basın demokraside dördüncü kuvvet.
            Maalesef bugün pek iç açıcı durumda değil.
            Ne var ki bu hep böyle gidecek değil. Düzelmesi gereken kaotik bir ortamda sürükleniyoruz. Suskunluk sarmalının kanser gibi ortalığı sardığı  ve bunun giderek toplumsal felçe dönüştüğü, tercih çarpıtmalarıyla yol alınan bir süreçten geçiyoruz. Kaldı ki bir düzenden insanın memnun olmama hakkı var. Bu evrensel bir hak. Ancak bu tek başına yetmez; bu memnun olmadığın şeyi değiştirme görevi yükler sana. Hele basınsa bu kurum, iş daha da elzem. Yoksa gerisi boş mızmızlanma olur. Türkiye’de bu kadar basın emekçisinin, gazetecinin, düşün ve bilim insanın içerde olduğu bir dönemde medyanın üç maymunu oynaması kendi adına tarihi bir ayıp. Nitekim bu günler geçip güneş çıktığında bu ayıp daha net çıkacaktır ortaya.
            Yerel medyanın önemi
            O yüzden ben genelde medyayı özelde yerel medyayı çok  önemli buluyorum. Hatta yerel medyayı daha önemli buluyorum desem abartı olmaz. Çünkü yerel medya sdece ulusal düzeydeki haber ve yorumlarla yitinmez; ulusal medyanın görmediği o kentte yaşıyanları asıl ilgilendiren yerel haber ve yorumları da yapar tıpkı Kent Radyo gibi.. Mersindeki adamı elbette Türkiye gündemi etkiler ama ondan da öte asıl Mersinde olan biten onu ilgilendirir. Bunu da yerel medya verecektir. Maalesef henüz bu önem kavranmış değiliz. Yerel medyaya yeterince değer verilmiyor. Örneğin yıllardır neden yerel medyanın toplandığı bir yer yapılmaz yerel yönetimler tarıfından, anlamış değilim!? Yıllardır yerel yönetimlerin kendi bağlamları dışında yerel medyanın genel olarak gelişmesi için objektif davrandıklarına ve destek verdiklerine de şahit değiliz maalesef. Böyle olunca da bazı medya kuruluşları kolay manupüle ediliyor, ip kopuyor, iş bozuluyor ve bu bozukluk giderek bütün medyaya mal edilerek  itibarsızlaştrılıyor. Bunu önlemenin tek yolu medyanın hertürlü çıkardan azade, iş yaparken topluma ayna tutması, yerel otoritelerin de beni ne kadar kayırıyor ya da eleştiriyor yanılgısından ve endişesinden sıyrılark objektif biçimde medyayı değerlendirmesi ve desteklemesidir.
            Cumartesi kahvaltıya giderken şimdiye kadar hiç düşünmediğim bir şeyi düşündüm bu minvalde. “Meğer ben de gazeteciymşim haberim yokmuş” diye. Neden mi? Yaklaşık yirmi yıldır ulusal ve yerel medyada yazıyorum. Türkiye’nin birçok ulusal gazetesinde köşe yazdım. Yerelde de düzenli yazı yazdım, ulusal Tv’lerde programlara katıldım, radyoda program yaptım, Kent Radyoda olduğu gibi.. Sanırım Ali Özveren’den sonra kent radyoda en düzüneli program yapanlardan biri benim. Peki o taktirde bu bir yanıyla beni gazeteci yapmaz mı?
            Kent Radyo serüvenime gelince.  Bakınca gördüm ki; bu güne kadar bir çok arkadaşla radyoda programı yapmışım. Kahvaltıda konuşulunca hatırlayabildiklerimi not ettim. Şimdiye kadar kimlerle program yapmışım diye: Mirza Turgut, Timur Ekingen, Pınar, Cezmi, Mustafa Mızrak,İbrahim Kutluay, Füsün Hanım, Semir Polat, Muharrem ve Canan Özel hatırladıklarım. Şimdi Canan’la programlarımız her Perşembe 13.30’da devam ediyor. Bu arkadaşların kimiyle bir yıl, kimiyle daha fazla ya da daha az konuşmuşuz. Onlar çeşitli nedenlerle gitmiş biz devam etmişiz. Bir de gitmeyen, radyonun asıl vazgeçilmez emekçisi, hep yerinde duran, herzaman güzel karşılaması ve kendine has espirileriyle o odaya renk katan Zeki’yi anmadan geçemeyeceğim. Ve tabi ki bütün bunların mimarı sevgili arkadaşım Mirza Turgut.
            Mirza Turgutla nasıl tanıştım?
            Sene 1994, sonbahar. Bir dolu insan Mersinde bir otobüsün içinde yol alıyoruz.  Otobüste Cem Boyner ve kurmay heyeti var. Ben de o zaman yeni kurulmuş olan Yeni Demokrasi Hareketi’nin en genç kurucululardın ve Genel İdare Kurulu üyelerinden biri olarak o otobüsteyim. Mersini örgütlemek ve bazı parogramlar için Türkiye’yi dolaşırken buraya da gelmişiz. Cesur söylemleri karizmatik yapısıyla Cem Boyner geleceğe dair umut veriyor ve ilgi topluyor. Gazeteciler, program yapmak için birbiriyle yarışıyorlar. Büyükşehir belediyesinin bulunduğu kavşakta durduğıumuzda birden otubüsün kapısı açıldı. Üstünde yırtık bir blucin, sırtında televizyonculara amahsus bir yelekle genç bir adam, peşinde bir kameraman, elinde mikrofon daldı otobüse. Önde oturan Cem Boyner’e mikrofonu uzatıp röportaja başladı. Onunla roportajı bitince hemen arkasında oturan bana uzattı mikrofonu bu kez.  Konuşmaya başladık. Sanırım beni daha önce ya Mersinden biliyor (çünkü ben Mersinde AİTİA’nın Mersin TİOYOda okumuştum bir dönem)  ya da partiden tanıyor. Ben de o sıra 145 üyesi olan GAP Belediyeer Birliğinin genel sekreteriyim aynı zamnda.  Onun çarpıcı sorularına ben de çarpıcı cevaplar vermeye çalışıyorum. Roportaj bitti; Mirza  gitti, ama dostluğumuz baki kaldı. Yıllar sonra  kader beni  yeniden Mersine attı; Mersin Üniversitesine öğretim üyesi olarak geldim.
            Mersin Üniversitesi
            Mersin Üniversitesine 1997 yılı Amerika dönüşü geldim. Dışardan geldiğim için cesurca konuşuyorum. Bu minval üzere araştırmalar yapıp kitaplar yazıyorum. Ne de olsa üniversite özgürlüğün beşiği diye düşünüyorum. Meğer öyle değilmiş. Sonra, bunu ağır bedelle öğreneceğim. Tek özgürlük, o zaman meğer susma özgürlüğüymüş de haberim yokmuş. Ben susmadım. Kendimce bir bilim insani olarak gerçekleri dile getirmeye devam ettim. Yazdım, çizdim, konuştum. Konuştuğum platformalardan biri de Mirza Turgut’la program yaptığım Kent Radyo.  Mersinde bir “konsept” uygulanıyor ve 28 Şubat bütün haşmetiyle sürüyor. Genraller,  YÖK generali Güriz’e  emir vermiş, o da üniversiteye bir darbeyle rektör yaptığı Uğur Oral’a emir vererek Mersin’deki konsepti tamamıyla hayata geçirmek istiyorlar. Anlaşılan birileri generallere yaranacak işler yapmanın peşinde.
            2001 yılının Şubat ayı. Dönem ortası yanı. Oral da derhal emri yerine getirme uğraşına girişerek, önce suçlular buluyor, sonra da ona göre suç ihdas ederek planını uyguluyor. Bu çerçevede beni YÖK’e jurnaleyen ihbar mektuplarıyla üniversiteden atılmamı, olmuyorsa sürülmemi öneriyormuş meğer. Aksi taktirde Mersinin bomba gibi patlayavcağını ihbarnamesine eklemeyi unutmayarak. Peki neyle suçlanıyorum. Ben o zaman yaptığım araştırmada “Mersine olan göçün ana nedenin Kürt Sorunu olduğunu, bu sorun çözülmeden Mersin’in, Adana’nın başta kentsel ve sosyal sorunları olmak üzere diğer sorunlarının tamamen çözülemiyeceğini; ayrıca kentleşmenin Alevi Sorunu giderek daha görünür kılacağını, bu sorunların bir an önce çözülmesinin Türkiye’nin yararına olacağını, aksi taktirde sorunun büyüyerek gelecekte kapanması zor derin sosyal çalkantılara yolaçacağını vurgulamışım.” Oral ve ekibi de ihbar mektuplarında  benim bilime iftira ederek Kürt ve Alevi diye bir varlıktan bahsettiğimi ve böyle sorunlar var diyenlerin bölücülük yaptığını dile getrirek üniversiteden uzaklaştırılmamı böylece generallerin ve Gürizin istediği “suçlulara” hadlerini bildirdikleri için taltif ve taktir edileceklerini düşünmüş olmamılar.
            Zamanın Ruhu.. !
            İhbar mektubunda söylediği şeylerden biri de, diğer gerçeklerle bağdaşmayan şeyşler gibi,  benim “PKK’nin yayın organı olan Kent Radyoda program yaptığım ve  (gene “PKK’nın yayın organı olan Çınar gazetesinde yazı yazdığım yolunda”). Yıllar sonra mahkeme bu yalan dolanları ve hukusuzluğu yüzlerine şamar gibi çarptı. Bütün davaları ben kazandım. O zaman bu ihbar mektupları da mahkeme yoluyla ve avukatım vasıtasıyla elime geçti.  (Onlar, bunların gizli kalacağını, kimsanin bu yalan ve iftiralardan haberdar olamayacaklarını düşünmüş olmalılar.) Ve Oaral’ın bahsettiğim o ihbar mektubunu  virgülüne dokunmadan benim yaşadığım bu süreci yazdığim “Derin Üniversitede Bir Profesörlük Öyküsü” adlı kitabımın 375. sayfasında yer alıyor. Merak edenler bakabilir. 
            Tabi Oral’ın bu jurnalnamesi neticesinde kışın dönem ortasında sürüldüm, bir yıl sonra da bu kumpasın bir uzantısı olarak uzaklaştırıldım. Sonra onların bütün haksızlıklarını ve hukusuzluklarını,  hukuk yolula teşhir ederek ve mahkum ederek bütün haklarımı  hukuk yoluyla kazanıp geri döndüm.. Ve ben şimdi burdayaım..  Mirza  Turgut’un yazdığı gibi  biz değil ama “Zamanın Ruhu intikamını aldı.” Ve ben hala Kent Radyoda başım dik program yapıyorum. Peki beni hakısız hukuksuz yere sürenler, Kent radyoyu karalayanlar, üniversiteyi kışlaya çevirip kozmik odalarla yönetenler nerdeler şimdi?  

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter