“MERSİN ÇEVRECİLİĞİ

Gülnar, Aydıncık ve Silifke dağlarının belki de bugüne kadar hiç balıkla tanışmamış i ...

27.12.2017 11:26:00

Gülnar, Aydıncık ve Silifke dağlarının belki de bugüne kadar hiç balıkla tanışmamış insanları hem balık yiyecekler, hem de bir işleri olacak; evlerine ekmek götürecekler.
En büyük sorunu işsizlik olan kentimizde, istihdama yönelik her girişimi desteklememiz gerekmez mi ?

“Çok balık yiyenlerin karşı çıktığı”,  az balık yiyenlerin ya da hiç balık yiyemeyenlerin pek farkında olmadığı bir garip acı durumu yaşıyoruz.
Oysa mesele, tam da sofrasında pek balık bulamayan, işsiz ve yoksul insanlarımız açısından önemlidir, anlamlıdır; ama “sofrasından balık eksilmeyen” bir kesim, çevrecilik(!) adına bunu pek dert etmiyor! Bu bir toplumsal dramdır; sosyal bir kördüğümdür ve çözülmelidir. Üç yanı denizlerle çevrili ülkemizde, balık gibi son derece hayatî ve aslında çok ucuza yenebilecek bir ürün tüketiminde utanç verici bir dengesizlik vardır.
Peki; bu dengesizlik yalnızca kendi içimizde midir? Yani uluslararası kıyaslamada biz neredeyiz? Balık üretimi, tüketimi ve dengeli dağılımı açısından bu sorular artık çevre konusuyla iç içe sorulmalıdır, cevaplar da buna göre aranmalıdır.

Evet, konuyu daha da derinden anlamak üzere, yani balık tüketiminde bir de dünyadaki ve ülkemizdeki kişi başına düşen yıllık balık tüketimine göz atalım:

Japonya         69 kg.
Amerika         27 kg.
AB                   24 kg.
Dünya            16 kg.
Türkiye            8 kg.

İşte üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde, denizden yeterince yararlanamadığımızın acı kanıtı.
Bunun ayıbı, utancı kimindir? Bu kördüğümü çözmeye dönük en küçük adım bile nasıl engelleniyor?

Balık üretimini artıracak, dolayısıyla hem tüketimi artıracak, hem de insanımıza ekonomik fayda sağlayacak balık çiftlikleri projesinin, Mersin’in turizmine zarar vereceğinden sürekli  söz ediliyor. Oysa; artık Mersin’de turizmin olmadığı, yanlış ya da kasıtlı yöntemlerle turizmin engellenmiş olduğunu yine aynı çevreler tarafından hiç konuşulmuyor! 
Turizm konusunda yıllar yılı yanlış işler yaparak bu sektörün yerlerde sürünmesine yol açanlar, şimdi Balık Çiftlikleri konusunda, kendileri sayesinde yok olan turizmin zarar göreceğini (?) söylüyorlar.
Bitişiğinizde milyonlarca turisti ağırlayan bir kent var; ve daha fazla turistik zenginliklere sahip olmasına rağmen 20 bin turiste mahkum edilmiş Mersin.
Bu başarınız için mi kendi aranızda ödüller alıp veriyor, geziler düzenliyorsunuz?

* * *
Dönelim balık çiftlikleri konumuza:
Balık çiftliklerine rağmen 9 milyon turiste sahip Muğla ve Bodrum burada duruyor...
Çevresinde 5 nükleer santrale rağmen 50 milyon turistin ziyaret ettiği Paris orada...
Artık Mersin’in de başka bir dünyada olmadığını anlamak; bizlerin de başka bir dünyada yaşamadığımız gerçeğini görmek zorundayız.
Konuşacağız, tartışacağız, çevreyi dikkatle koruyacağız ve insanımıza, kentimize, ülkemize kesinlikle faydalı olacak her yatırımı destekleyeceğiz. 
İçerde ve özellikle dışarda bu ülkenin, bu kentin, insanımızın daha iyi bir hayat sürmesinden rahatsız olanlar varsa, onlarla anlaşılır bir dille ve politik düzeyde konuşacağız; ama çevreciliği bir mahalle baskısına dönüştüren, kör bir muhalefet bağlamında politik çizgiye oturtanlara da sahneyi artık terk etmeyeceğiz. 
Gittikçe gevşese de hâlâ etkili olabilen “Mahalle baskısı” nedeniyle, sosyal medyada yapılacak yatırımları açıkça  destekleyenler yeterli ölçüde olmasa da, çok sayıda özel destek mesajları alıyorum. 
Telefonlarla ya da yüz yüze konuştuğum her kurumdan, sektörden yüzlerce insan bu meselede “artık yeter!” diyor ve yatırımı destekliyor.
Bunlardan en anlamlı bir tepkiyi,  dünyayı iyi tanıyan ve Türkiye genelinde bir yatırımcı iş adamı, hayretler içinde aynen şu cümleyi kullanarak veriyordu: 
“Japonya ada ülkesi dört bir tarafı deniz onlarca nükleer santral var ve balığın en çok tüketilen ülkesi…”

AKİB’de, Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Can Yamanyılmaz konuyu en iyi bilen kişilerden biri olarak, ülkemizde balık çiftlikleri kurulması ve denizlerimizde yararlanmamız gerektiğini belirtiyor. Kıyıdan yeterli uzaklıkta kurulduğu ve gerekli analizler yapıldığı takdirde çevresel bir kirlilik yaratmayacağını söylüyor.

Bize düşen, her teknoloji kullanımında olduğu gibi, bu konuda da gerekli yasal tedbirlerin alınmasını sağlayıcı yapıcı eleştirilerle meseleye sahip çıkmaktır.
İnsanları tahrik edici, yalan yanlış bilgilerle ve hemen her konuyu gündelik siyasete malzeme kılarak yapılan eylemler artık bıktırıcı bir noktaya gelmiştir.

Tekrar etmeliyim: Böylesi bir kör çevrecilik, kimi zaman uluslararası emperyalist güçlerin vakıflar aracılığıyla finanse ettikleri kirli bir oyuna dönmüştür. 
Hemen her benzer konuda, bir bakıyoruz yabancı ajanlar, kişiler, kurum temsilcileri ve artık adı iyice bilinen yabancı politikacılar ülkemizde cirit atıyor. Diyelim Norveçli, İsveçli, Alman uyruklu garip insanlar sahneye çıkıyor ve güya Türkiye’yi koruma amaçlı beyanlarda bulunuyor, eylemler organize ediyor. 

Değerli okurlarım, hemşerilerim; bu ülkeye, bu kente neyin faydalı, neyin zararlı olduğuna biz karar veririz; konuşarak, tartışarak ve kendi imkân ve şartlarımızı dikkate alarak…
Bütün bu konularda içerde ve dışarda kimin kime hangi niyetle bakabildiğini, 
15 Temmuz rezilliği yeterince ortaya koymadı mı? Yabancı güçlerin kirli oyununda rol alarak ülkesine ihanet edenler, hâlâ bu aşağılık tutumlarını sürdürmüyor mu?
Eğer amaç sırf siyaseten muhalefet yapmak, mevcut siyasal iradeye zarar vermek ise bunu da anlarım; yeter ki bunu yaparken ülkemin ekonomisine, yaşadığım kentin geleceğine ve insanına zarar verilmesin! 
Özellikle de “Çevre Koruma” gibi, aslında hepimizin hassas olduğu bir alan, politik ve ekonomik açıdan kirli ellerin, düşüncelerin istismarına uğramasın. 
Her şey bu kadar basit, net ve anlaşılır durumdadır.   

HARUN ARSLAN
SON

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter

zihniyet yabancı değil - 28.12.2017 15:00:00
Balık çiftlikleri dünyanın en temiz işletmesi de olsa AKP ve talancı zihniyetin yaşattıkları nedeniyle, gündeme her aldıkları konu şaibelidir ve sabıkalıdır. İstanbul'un hali ortadayken çıkıp ''aslında ben yatay mimariden yanayım'' diyen zihniyet ve yandaşlarının balık çiftliklerini işsizliğe çözümmüş gibi sunması komiktir! Önce işsizliği artıran yapısal bozuklukları yaz yazabiliyorsan. Nükleeri de balık çiftliklerini de altın madenlerini de mermer ocaklarını da HES'leri de kısacası doğaya ve insanlığa zararlı ne varsa insanların açmaz tarafı işsizliği gündeme getirerek oluşabilecek toplumsal muhalefeti engellemeye çalışmak çabasının ahlaki olup olmadığı sorgulanmalıdır öncelikle! Bol balık yeme ve işsizliğe çözüm gibi komik önerileri kendinize saklayın! Ufukturu'na da hayret etmemek elde değil! Bu kadar sığ ve tek yanlı yazılara nasıl yer veriliyor şaşırmamak elde değil. Yazıda bilgi yok ama diyelim ki bilgi olsun adı, o da ilkokul düzeyinde!