SEÇİME GİDERKEN TÜRKİYENİN SORUNLAR-II-

Geçen yazıda Türkiyenin sorunları bağlamında hukuk ve demokrasi meselesini ele almış ...

24.5.2018 11:38:00

Geçen yazıda Türkiyenin sorunları bağlamında hukuk ve demokrasi meselesini ele almıştım. Bu yazıda en önemli sorunlarımızdan olan ekonomi konusunu genel olarak ele almak istiyorum. Ardından son günlerde dolarda meydana gelen dalgalanma ve ekonomiye etkilerini irdeleyeceğim.

 

EKONOMİ

Son yıllarda ekonomi denince işsizlik ve yoksulluk akla geliyor. Gelir dağılımı geçtiğimiz yarım asrın nerdeyse en adaletsiz göstergelerini sergiliyor. En zengin% 20 ile aşağıdaki en fair %20 arasındaki uçurum tamı tamına 11 kat. Yoksulluk, işsizlik  ve gelir dağılımındaki adalatsizlik azalacağına her geçen gün daha da artıyor. Resmi rakamlara göre işsizlik %11 civarında, gayrı resmi rakamlarla bakıldığında işsizliğin bunun iki katı olduğu görülüyor. Özellikle genç nufüsta hele hele üniversite mezunları arasında varolan işsizlik dayanılmaz boyutlara varmış durumda.

Ayrıca yapılan araştırmalar maalesef nufüsün yarısına yakınının yoksulluk sınırında, üçte birinin açlık sınırında yaşadığını gösteriyor. İşsizler, evsizler, bir geliri olmayan aileler, kırsal alanda toprağı tapanı olmayanlar açlık sınırı ile karşı karşıya. Yani insani olarak yaşamlarını idame edebilmek için günlük  biyolojik ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir gelire sahip değiller. Asgari ücretlilerin, memurların önemli bir kısmı, emeklilerin büyük bölümü, dışlanmış gruplar, ekonomi dışı faaliyetlerle geçinmeye çalışanlar ise açlık sınırında yeralıyorlar. Öte yandan son yıllarda iktidar yandaşı bir kesim haksız yere zenginleşti, semirdi bir çeşit türedi bir yeni zengin sınıfı oluştu. Bu çarpık ve adaletsiz gelir dağlımı sitemi içinde zengin daha zengin olurken fakir daha fakirleşti.

Çünkü ülkenin önemli kaynakları satılarak, birilerine peşkeş çekilerek özelleştirldi. Üretime dönük yatırımlar durma noktasına geldi. Sabit sermaye yatırımları bu dönemde hemen hemen hiç yapılmadı. Kentlerde nufüs emme kapasiteleri yaratılmadı. Buna karşın inşaşat ve rantiye ekonomisi son yılların gözde sektörleri olarak öne çıktı. Oysa esas olan üretimdir, beton yenmez.  Beri yandan esanaf kan ağlıyor, gün geçtikçe kapanan kepenk sayısı da artıyor. Doviz almış başını gidiyor, enflasyon bir türlü indirilemiyor, faiz ha keza... Benzin Türkiyede dünyanın en pahalı yakıtı haline geldi.  Tarım sektöründe çalışan köylü mazot alamaz durumda.  

Bu çerçevede elbette Mersin de bir türlü hak ettiği yere gelemedi. Yıllardır yerinde sayıp duruyor. Bir Antalya, bir Konya, bir Kayseri gibi olamadı bir türlü, kalkış aşaması perpformansını yakalıyamadı. Oysa buradaki güzellikler ve potansiyeller bu illerden fazlasıyla var. Tabi bütün bunların ülkenin ve kentin gerçek yönetim potansiyelini ortaya çıkarmasıyla yakın ilişkisi var. Şimdi seçimden sonra yeni bir yapılnma ve yeni bir şekillenme beklentisi var. O halde ne yapılmalı?

1.                 3 B’ye geçilmeli:  Bazen sembollerle konuşmak hafızada yeraçmak için önemli. Örneğin bir önceki yazaıda “Üç Y”’ye (yasaklara, yolsuzluklara ve yoksulluğa) son verilmeli demiştim.  Burda da Üç B’yi anmak yerinde olacak. Yani  CB adayı M. İnce’nin de belrttiği gibi 1)Barışacağız 2)Büyüyeceğiz 3)Adil bölüşeceğiz. Barış meselesi sadece siyasi bir mesele değil aynı zamnda ekonomiyi de derinden etkileyen bir mesele. Çünkü büyümek için ekonomik istikrar gerekli. Ekonomik istikrar için siyasi istikrar şart. Siyasi istikrarın da temel ön koşulu ve sigortası barış ve demokrasidir.

2.                 Büyüme zenginleşme ve adil bölüşüm için olmazsa olmaz koşulldur. Paylaşmak için üretmek gerekir, büyümek gerekir. Çünkü yoksulluk paylaşılmaz. %7 Büyüyen bir ekonomi hedefi güç dengelerinin doğuya kaydığı bu konjonktürde gereklidir.  Peki büyüdük adil bölüşüm topluma nasıl yansıyacak? Özellikle dar gelirlilerin, geniş yoksul yığınların geçim derdi çektikleri biliniyor. İslamda bile “komşusu aç yatan tok bizden değil” sözü birçok şeyi açıklıyor. O yüzden her aileye ev, her eve bir çalışan/maaşlı olmalı. Çalışanların açlık sınırından kurtulması için asgari ücret 2200 Tl’ye çekilmeli..

3.                 Tarım ve hayvancılıkla işitigal edenler zor durumda. Toprak suya insanlarda toprağa hasret. Modern tarım yapılamıyor. Bir zaman canlı hayvan ihraç eden ülke yanlış politikalar yüznden kırmızı et ithal eder hale geldi. Tahıl ambarı Türkiye mercimeği buğdayı ithal ediyor. Saman bile dışardan alınıyor. Bir kere girdiler mutlaka ucuzlamalı. Mazot 3Tl’de sabitlenmeli. Modern tarım ve hayvancılık için ucuz ve kolay ulaşılabilir kredi başta olmak üzere bütün teknik donanımlar sağlanmalıdır.  Tarıma dayalı sanayi öncelikli olmalı, Türekiyenin tarım potansiyeli gözönüne alınarak Avrupanın organik tarım ve hayvancılık merkezi yapılmalıdır..Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi yendien gözden geçirilmeli.

4.                 Yartılan katma değer tanaba yansıtılmalı, Kişi başına Milli Gelir 15.000 Dolar seviyesine çıkarılmalıdır.  Bunun için savurganlığa son verilmeli; enflasyon %5’e indirilirken faiz %7’ye çekilmelidir. Endüstri 4’ün bütün gerekleri yerine getirilerek başta Mersin olmak üzere Türkiyebir Lojistik Üstü haline getirilmelidir.

5.                 Yenilenebirlir enerjiye geçilerek, termik santraller sınırlandırılmalıdır.

6.                 Rantiye dönemi bitmeli; markalaşma teşvik edilmeli, patent sayısı atırılmalı, teknoloji öne çıkarılmalı.

7.                 Yıllardır bitirilemeyen GAP projesi artık tamamlanmalıdır.

 

Ekonomi konusunda Mersin’e gelince. Bu konuda söylebnecek çok söz var. Ama kısaca şöyle bir özet yapalım. Artık Mersin teka of (kalkış) aşamasına geçmeli; 4 T’nın gerekleri yerine getirilmeli. Yani,   Tarım, Ticaret, Türizm ve Teknolojinin kalkınma sürecinde entegre bir biçimde ele alınmalı ve bunlara ilişkin yatırımlar sözde kalmamalı öz olarak mutlaka yapılmalıdır. Kentin eski dokusu yenilenerek, tarihi dokusu kullanılarak korunmaya alınmalı ve yeni kentsel gelişme alanları açılmalıdır.

 

DOLARIN FREN TUTMAZ DURUMU EKONOMİDE ALARM ÇALDIRIYOR

Son günlerde Türk Lirası dolar karşısında çok hızlı değer kaybediyor. TL adeta  serbest düşüşe geçmiş gibi ve Türkiye ekonomisinde ani duruş riski giderek artıyor. İnsanlar tedirgin.  Asıl soru şu: Buraya nasıl gelindi? Çünkü teşhis doğru yapılmazsa tedavi de doğru olmaz.

Peşpeşe birbirini izleyen süreçler ekonomiyi neredeye çökme noktasına getirdi. Bir çırpıda akla gelenlere bakalım: Tek adamlık hırsı, bunu izleyen seçim furyası, FETÖ’nun askeri darbe girişimi, ardından gelen OHAL sivil darbesi, mevcut Hükümetin bu gelişmelere seyirci kalması, vatandaşı borca boğmaya dayanan popülist politikalar izlemesi... Bütün bunların sonucunda piyasalarda güven kayboldu, dolar kuru ve faizler dizginlenemez hale geldi.

Buna karşın hükümet (çözüm bulacağına)ne diyor? Dış güçler, Türkiye kurulan tuzak, dış borç ödemeleri vs. Bir kere dolar kurunda gelinen bu nokta, hükümetin söylediği gibi yüksek borç geri ödemeleri nedeniyle yaşanan geçici bir durum değil. Bunun nedeni kendilerininin  ülkeyi borç batağına sürüklemeleridir. Bu bir, İkincisi, sanaiyi, teknoloji ve üretim yerine ülkeyi borca batıran politikalardır. Üç, aldığı parayı betona yatıran yanlış ekonomi politikalardır. Dört, Türkiye’nin brüt dış borcunun 450 milyar doların, şirketlerin net döviz borcunun 222 milyar doların üzerine çıkmasıdır. Şimdi bu taboluyu düzeltmek yerine işin kolayına kaçarak, ‘Türkiye’ye tuzak kuranlar’, ‘dış mihraklar’ sözleriyle durumu idare edilemez artık. Bu sözlerin bir kıymeti harbiyesi kalmadı, artık deniz bitti. Diyorlarki 25 Haziranda düzelteceğiz. Peki şimdi niye düzeltmiyorsunuz. İktidar koltuğu bahane bulunacak yer değil, çözüm bulunacak yerdir. Yoksa bu bir oy şantajı mı?           

Kongarın bugün köşesinde güzel bir belirleme yapmış. Sorun, zaten dışa bağımlı olan ekonominin, içte de, yağma ve talan için bilinçli olarak çökmesi sonunda, kaynak (finansman) sıkıntısının başlamış olmasıdır, diyor. Geniş kitleleri yoksullaştıran ama yönetici oligarşiyi zenginleştiren yağma ve talan ekonomisi beş biçimde finanse edildi: 1) Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan yatırımlarla üretilmiş olan değerler satıldı. 2) Kentsel rant için toprak yağması yapıldı. 3) İhale yasası 187 ayda 186 kez değiştirildi. İstenilen firmalara istenilen (çoğu da inşaata dayalı verimsiz) yatırımlar, istenilen koşullarla verildi. 4) Vergiler arttırıldı. 5) Borçlanıldı. Üstelik üçüncü havalimanı, üçüncü köprü gibi büyük yatırımlar, kaynak yetersizliğinden dolayı çok yüksek bedellerle ve hazine garantisi verilerek finanse edildi. Kanal İstanbul projesi başlatıldı. Bu yağma ve talan süreci sonunda, tarım sektörü geriledi, çiftçi yoksullaştı, Türkiye saman bile ithal eder hale geldi. Sanayi sektörü yüksek teknolojik katma değer üretimine yönelemedi, üretim ve verimlilik artışı sağlanamadı; ihracatın neredeyse yüzde 80’i ithalata dayalı hale geldi. Ekonomik hayat sadece inşaat sektörünün öncülüğüyle döndürülmeye çalışıldı. Sonunda, satılacak mal ve hizmet, alınacak vergi, kullanılacak kredi sınırlarına ulaşıldı. İşte bugünkü doların artışı, bu sınırlara ulaşılmasından dolayı, talan ve soygunun finansmanı için bulunacak kaynakların çok pahalılaşmasından kaynaklanmaktadır.

Bu krizin ilacı, ekonomik karar alma mekanizmalarını, ülkeyi talan eden ve artık tek kişiye indirgenmiş olan küçük bir oligarşik azınlığın elinden alıp demokratik olarak belirlenmiş bir “ortak aklın” denetime vermektir... Bunun yolu da demokratik kurum ve kuralların sadece temel hak ve özgürlükler ve eğitim alanında değil, ekonomi konusunda da devreye girmesidir.

 

 

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter