SEÇİME GİDERKEN TÜRKİYENİN SORUNLARI: -III-

Geçen yazılarımda Türkiyenin sorunları bağlamında hukuk, demokrasi ve ekonomi ile il ...

29.5.2018 14:47:00

Geçen yazılarımda Türkiyenin sorunları bağlamında hukuk, demokrasi ve ekonomi ile ilgili sorunları ele almıştım. Bu yazıda Türkiyenin en önemli diğer iki sorunu olan Toplumsal Barış Sorununu irdelemek istiyorum. Daha sonraki yazılarda eğitim ve dış politika konularıyla bu diziyi sonlandıracağım.

 

            GİRİŞ

            Bu hususta lafı uzatmanın anlamı yok. İktidarın izlediği politiklar toplumu karpuz gibi ortadan yarmış durumda. Her bir parça diğerini ötekileştirrek neredeyse düşmanlaştırma derekesine çıkarmış. Bu ülkenin toplumsal barışı için en büyük tehlikelerden biridir. Çünkü bu durum sosyolojik olarak gelecekte bir takım soyal patlamalara, kapanması zor derin yaralara ve çalkantılara gebe.

            İkinci önemli tehlike de Türkiyenin yönetim biçimi ile igilidir. Diğer bir deyişle anayasal düzen konusunda toplumun ikiye bölünmüş olmasıdır. Bir taraf, mevcut yapıyı savunurken buna karşı çıkanlar ise bunu “tek adam rejimi” olarak kodlamakta ve  karşı çıkmaktadır. Oysa anayasalar toplumun temel oydaşma şemsiyeleridir. Seçmenin büyük çoğunluğunun rızasına dayandıkları için toplumu birarada tutarlar. A partisnin B partisini sevnmemesi benimsememesi ayrı bir durumdur, ülkenin temel yönetim konusu çok ayrı bir sorundur. Toplumun yarısı ben böyle yönetilmek istemiyorum, buna rızam yok diyorsa bunu es geçemeyiz bir kenara koyamayız. Bu süreç içerisinde sistemi tıkar, tıkanan sistem topluma büyük sorun olarak geri döner.

            Toplumsal barış konusunda yaşadığımız diğer önemli bir sorun da iktidar partisinin Kürt Meselesini yıllarca çözüyormüş gibi yapıp çözmemesi, şimdi de tamamen yokmuş gibi davranmasıdır. Oysa gerçeklere gündüz gözünü kapatan dünyayı sadece kendine karanlık yapar. O gerçek orada durmaya büyümeye devam eder. Nitekim bu sorun bütün çıplaklığıyla orada durmaya ve kanamaya devam ediyor. Türkiye’nin önüne bakıp ilerlemesi için bu sorunu mutlaka çözmesi gerekir.

            Toplumsal barış konusunda yaşadığımız diğer diğer husus Alevi meselesinde yaşadıklarımızdır. İktidarın uzun yıllar bu konuyu da tıpkı Kürt meselesinde olduğu gibi bir takım çalıştaylarla çözüyormuş gibi yapıp çömemesi Alevi yurtaşların tepkisine neden oldu. Ayrıca inanç konusunda, laiklik gereği devletin herkese eşit mesafede durması söz konsu iken bunun hayata geçirlimemesi, hayat tarzına yapılan müdahaleler, eğitimde uygulanan zorunlu din dersleri toplumsal barışa hizmet etmeyen uygulamalar olarak öne çıktı. Hala da çözülmüş değiller.

            Bu liste uzatılabilir. Son olarak gelir dağılımndaki adaletsizlik ve işçi işveren ilişkilerini işveren lehine OHAL ile bastırmak da sorunu sadece halının altına süpürmekten başka işe yaramaz. Orada birken sorunlar birgün daha birkmiş ve çözümü zor biçimde ortaya çıkar. Vakit varken önlem almak gerekir, yarın geç olabilir.

 

TOPLUMSAL BARIŞ

Şimdi bu tesbitlerden sonra çözüm önerilerine bakalım: her şeyden önce topluma adaeta dayatılan bu kutuplaşma bir an  önce giderilmeli. Bir kere toplumu kutuplaştıran zehirli siyaset dili behemahal terkedilmeli. Buna en başta topluma örnek olması gereken siyasetçiler öncülük etmelidir. Oyla gelip oyla gitmeyi bu kadar zorlaştıran, bunları sanki hayat memat meselesi imiş gibi topluma sunan, böyle davranan bir yapıdan, politikadan ve zihniyeten sıyrılmak gerekir. Siyaseti bu kadar germek kimsye bir yarar getirmez. Siyaset insanların huzuru, refahı ve gönenci için yapılmalıdır; kişilerin kişisel hırsı için değil. Eğer durum buysa o zaman sormak lazım: Bu öfkeli ve kibirli dil neden, toplumu bölüp adeta düşman kamplara ayırmak niye? Bu topluma yapılacak en büyük kötülüktür. Ayrıca, demokrasilerde toplumun takdirini kazanan iş başına gelir yapmayan gider. Bu döngü demokrasinin gereği olarak böyledir. Aksi antidemokratiktir, hak hukuk ve adaletle bağdaşmayan kör bir tutumdur.

Yönetim konusunda yaşanan uzlaşmazlık da ciddi bir sorundur. Kim olursa olsun Türkiye gibi büyük bir ülkeyi tek bir kişinin anlayışına, izanına ve keyfiyetine bağlamak doğru değil. Üstelik bu tek kişiyi sonsuz yetkilerle donatıp hiç sorumluluk yüklememek demokrasinin ruhuyla bağdaşmaz. Yapılması gereken kuvvetler ayrımına dayanan, özgürlükçü, katılımcı ve çoğulcu bir demokrasiyi bütün kurum ve kuruluşlarıyla ihya etmektir.

            Kürt sorununa gelince; bu sorun mutlaka toplumsal uzlaşı ile çözülmelidir.  Bu konuda çok yazılıp çizildi. Sorunu çözmenik iki safhada mümkün: Evvel emirde psikolojik altyapının oluşturulması, ikinci safha da somut adımların atılmasıdır. Meslenin öncelikle psikolojik altyapısı oluşturulduktan  sonra da somut adımlar atılmalıdır. Herşeyden önce niyet, samimiyet, cesaret, empati bu husuta başvuracağımız anahtar kavramalar. Bir arada eşit temelde yaşamak için gerekli hukuki altyapıyı oluşturmak ise somut olarak atılması gereken adımların anahtarıdır. Ancak bu anlayışla ve cesurca önelemlerle bu sorun çözüme kavuşturularak Türkiyenin gündeminden çıkarılabilir.

            Alevi meselesi ise insanhaklarına saygılı, laik, demokratik, sosyal, hukuk develetinin gerekleri doğrultusunda ele alanırak bir sonuca kavuşturlabilir. Öyle ki, herkes kendini bu ülkenin onurlu, özgür ve eşit yurttaşı olarak görmeli. CB adayı M. İncen’in dediği gibi,  “Yuksekovadaki  Kürt çocuk genel müdür olmasının önünde hiç bir engel olmadığını bilecek; Tuncelideki çocuk vali olabileceğine inanancak.” Anadillerinde eğitim yapıp inaçlarını istedikleri yerde istedikleri biçimde yapabileceğine inanacak...

            İşveren çalışan barışı, haklarıyla birlikte sağlanmalıdır.Böylece toplumsal kesimlerarası toplumsal uzlaşı sağlanmalı. Hasılı kelam temel şemsiye içi demokrasi ile dolu cumhuriyet olmalıdır.

 

            SONUÇ

            Bu babda sonuç şu: Anayasal rejim canlandırılmalı; OHAL kaldırılmalı; hukukun üstünlüğü ilkesi hakim kılınmalı;  ekonomi güçlendirilmeli; parlementer özgürlükçü demokrasi bütün kurumlarıyla hayata geçirilmeli; toplumda yaratılan düşmanlıklar ortadan kaldırılmalı; Kürt meselesi toplumsal uzlaşı ile çözülmeli; sadece yurtta değil dünyada da barışa katkı sunulmalıdır.

            Bu da toplumsal uzlaşı ile olur ancak. Çünkü Demokratik  Hukuk Devleti, tek bir adamın duygu ve düşüncelerine, kişisel emirlerine itaat eden bir yargı mekanizması ile hakkı, hukuku, demokrasiyi sadece kendileri için isteyenler tarafından kurulamaz. Hukuk Devleti, temel insan hak ve özgürlüklerini göz ardı ederek kurulamaz. Demokratik bir cumhuriyet, tek bir dinin, mezhebin, ırkın, milletin, inancın emrinde, sadece onlar için kurulamaz. Gerçek bir demokrasi, insanlığın bazı kesimlerini düşman görerek, ya da dışlayarak kurulamaz.  Toplumsal uzlaşı ve barışla kurulur.

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter