Nicelikten niteliğe doğru… (eğitim)

AK Parti nicelik anlamında Türkiye' yi büyütürken başlarda eğitimi de ihmal etmedi. ...

4.6.2018 10:24:00

AK Parti nicelik anlamında Türkiye' yi büyütürken başlarda eğitimi de ihmal etmedi.

Okullaşma, okullardaki derslik sayısı ve derslik başına düşen öğrenci ile öğretmen sayılarını arttırma bakımından özellikle de ilk dönemde üzerine düşeni yaptı.

Aslında bu alanda rakamsal olarak ortaya çıkan başarının altında biraz da, 2002' de devraldığı iflas etmiş ve iki yakası bir araya gelmeyen ülkenin tükenmişliği yatıyordu.

Hiçbir yatırımın yapılmadığı, öğretmen maaşlarının bile güçlükle ödendiği konumdan büyümeye geçilip te çarklar dönmeye başlanınca her alanda olduğu gibi eğitime de kaynak aktarılması olanağı doğdu.

Okul, öğretmen, derslik, şube hangi kategoriye bakarsanız bakın tümünde büyük artışlar görülüyor.

Örneğin 2002' de ilk okul düzeyinde okullaşma oranı %90' larda iken 2008' de %96,5' a ve 2011-2012 öğretim yılında %99' a ulaşıyor.

Aynı süreci öğretmen başına düşen öğrenci sayılarında da görmek mümkün.

2002' de ortalama olarak bir ilk okul öğretmenine 28 öğrenci düşerken, 2008-2009 öğretim yılında 23 ve 2011-12 döneminde 20' ye kadar geriliyor.

2002' de 355 bin olan derslik sayısı 2016' da 743 bine ulaşıyor.

Bütçeden eğitime ayrılan kaynakta da yıllar içinde tedrici bir artış var. 2002 yılında Eğitime aktarılan kaynak 10 milyar TL iken (6,6 milyar dolar) 2016' da 85 milyar TL. (yaklaşık 29 milyar dolar)

Olayları salt nicelik penceresine bakarak okursak,  İlk ve orta öğretimle de sınırlı kalmayan üniversite eğitimini de kapsayan önemli hamleler var.

Örneğin 2002' de ülke genelinde 76 olan Üniversite sayısı 2012' de 168' e, 2017' de 186' ya çıkıyor.

Üniversitelerde okuyan öğrenci sayılarına da fazlasıyla yansıyor trend.

2002' de yüksek öğretime kayıtlı öğrenci sayısı 1,5 milyon iken 2012-13 öğrenim yılında 5 milyonu buluyor, bugün ise 7,5 milyon üniversiteli diyebileceğimiz gençlere sahibiz.

Tüm veriler rakamlar bazında ele alındığında geçen 15 yılda tartışılmaz büyüklükte.

Buraya kadar her şey olumlu olmaya olumlu da, kendi içimizde mukayeseyi bırakıp eğitimde bir zamanlar aynı kulvarda koştuğumuz, hatta bizden geride olan ülkelerle tartıya çıktığımızda deyim yerindeyse sıcak hava buz kesiyor.

Örneğin ilk öğrenimde okullaşma oranlarını hayli arttırdık ama aynı gelişmeyi çocukların eğitim aldıkları yıl ortalamalarını gösteren ortalama eğitim sürelerinde gösteremedik.

Bugün tüm çabalara rağmen Birleşmiş Milletler Gelişmişlik endeksinde esas alınan 25 yaş ve üstü yetişkinlerin eğitimle geçirdikleri ortalama süre açısından 2000 yılında 5,5 yıl iken rakam 2016 itibariyle 6,5 yıl… (Kaldı ki bu veriler de bölgesel adaletsizliği yansıtması bakımından ibretlik. Ankara' da okullaşma süresi 7,6 yıl iken Şırnak' ta 3,89' a düşüyor.)

Okullaşma süresi bir ülkenin gelişmişlik sıralamasını etkileyen ilk üç faktörden biri.

Ve bu verinin bozukluğu olduğu gibi Birleşmiş Milletler ve OECD İnsani Gelişme Endeksine yansıyor. Bir yandan ülkenin yarattığı yıllık milli hasıla itibariyle 10 yılda dünyanın en büyük 10 ekonomisi içine gireceğimiz iddiasındayız.

Ama okullaşma sürelerinin sürünmesi nedeniyle Türkiye BM Dünya İnsani Gelişmişlik sıralamasında 187 ülke arasında ancak 90-100 aralığında kendine yer bulabiliyor.

Eğitimde kalkınmışlığı ölçen OECD' ye göre durum daha da vahim.

Türkiye 34 OECD ülkesi arasında en dipteki Meksika' nın ardından 33. sırada.

Okul öncesi eğitimde OECD ölçümlerine göre durum vahimden de öte…

Türkiye' de 3 yaşındaki çocukların ancak %9' u okul öncesi eğitime erişebilirken, OECD ortalaması %78…

Eğitimin milli gelirden aldığı payın AK Parti iktidarları döneminde geçmişle mukayese edilmeyecek oranda arttığı doğru ama dünyayla rekabet etmek için kendi içimizdeki gelişmeler yeterince anlam ifade etmiyor.

Karşılaştırmayı yine OECD ülkelerinin eğitime aktardıkları oranlar üzerinden vermeye çalışayım:

34 ülke sıralamasına göre tepede bütçesinin %21,6' sını eğitime aktaran Yeni Zelanda var.

İlk 10 içinde Brezilya %19, Güney Kore %16,5, ABD %13,6 , İngiltere %12,2 , Almanya %11 ile dikkat çekiyor.

Gelelim nicelikte nisbi iyileşme sağlanan eğitimin küresel düzlemdeki niteliğine…

Bu alanda en önemli göstergelerden biri PISA testi…

Üç yılda bir yapılan bu testle OECD dünya üzerindeki 70-72 ülkeden 15 yaş diliminde yer alan öğrencilerini sınava tabi tutuyor.Sınav sonuçlarına göre de ülkeleri sıralıyor.

Son test sınavı 70 ülke öğrencilerinin katılımıyla 2016' da yapıldı.

Bilim, matematik ve okuma kategorilerindeki sınavlar sonunda tüm branşlarda Singapur birinciliği alırken Türkiye; Bilimde 52. , Okumada 50, Matematikte 49… sırada yer bulabildi.

Orta öğrenim de durum bu da, Üniversitelerde durum farklı mı?

Evet "her ile Üniversite" gibi acayip bir anlayışın peşinde içini nasıl dolduracağımızı hesaplamadan, istihdam ve eğitim arasındaki korelasyonu sağlamadan bırakın her ili 76 olan Üniversite sayısını 186' ya çıkardık…

İyi de dönüp dünyaya baktığımızda nicelik olarak hayli başarılı olan tablonun nitelikte nasıl yerlerde süründüğünün farkında mıyız? Biz olmasak ta yapılan küresel sıralamalar anlamak isteyene yeterince şey anlatıyor…

Eğitim sistemimizin bilgi çağına yabancı, bilişimdeki gelişmelerden habersiz bir başka açmazı var ki, asıl üzerinde durulması konuşulması gereken korkulu kabus tam da bu…

Bir başka yazıda da ona değinmek umuduyla…

 

 

 

 

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter