SARI AYDIN KÖYÜNDE TARİHİ YOLCULUĞU

SİLİFKE Türkmen şenliklerinde tanış olduğum Musa Yıldız ‘ı , 1975 yıllarda TRT Çukur ...

5.6.2018 11:41:00

SİLİFKE Türkmen şenliklerinde tanış olduğum Musa Yıldız ‘ı , 1975 yıllarda TRT Çukurova Radyosu Müdürlüğüne götürdük. Orada yapımcı Av. Kemal Öğretmen  çalıp , söylediği türküleri kayıt altına aldı. Çukurova’dan Sesler programında yayınlandı.  Onu her aradığımızda, kemanı alıp geliyordu. Silifke , Taşeli yöresi türkülerini, bozuk düzen dediği akordu ile kemanı hep dizde çalıyordu. On biz 1959-1960 yıllarında Özcan Seyhan ın yaptığı derlemelerde tanımıştık. Derli toplu türküler onda yer alıyordu.

1977 yılı yazında onu Sarı Aydın köyünde ziyaret ettim. Onun la orada söyleşi yaptık, söyleşi notlarım hala duruyor. Daha sonra 1984 -1985 yıllarında Silifke festivaline davet edildiğinde , onu evimde konuk ettim. Gece yarılarına kadar sohbet ettik.

 

“ ben adaşım Musa Eroğlu’nu çok seviyorum. Kanım çok ısınıyor. Sanki biz akraba gibiyiz. Keman çalmayı öğrendiği Şıh Dayısı, ya da Şıh Goca’yı anlatıyor. Onun Küçük Karacaoğlan ile birlikte yaptığı çalışmaları anlatıyor. Silifke li Karacaoğlan, ya da Küçük Karacaoğlan, işte Silifke yöresi türkülerindeki melodik yapıyı çözmeye başlıyorum.

 

Şıh Goca diyor ki :

“ Vakti zamanında bir Rum kadını vardı. Kışın Taşucu Holmi de oturur. Yazın Mara, Çatak yöresinde yaylaya çıkarmış. Elinde cümbüşü çalıp, söylermiş. Arkadaşları da Topak Mustafa (Hüseyin  Say’ın Amcası ) ve Şıh Goca ile birlikte türküler yakarmış. Karacaoğlan ı rehber ettiğinden de adı Küçük Karacaoğlan’a çıkmış. “

 

Özcan Seyhan’ın arşivinde ve TRT arşivlerinde yer alan Silifke yöresi türkülerinin büyük bir kısmı Sarı Aydın köyüne ait, derlenen kişi Musa Yıldız. Beş altı yıl önce Silifke Köylerimiz Kitap Projesi için Derviş Korkut ile gittiğimizde, oğlu Mehmet Yıldız da dahil onun Türküsünü söyleyen yoktu. Ama Musa Yıldız ‘ın kemanını  hala torunları saklıyordu.

 

Akşam kahvede maç izlemek için gelenler vardı. Elektrik olmadığından maç yerine söyleşi yaptık. O söyleşilerde bu köyde kültürün devam ettiğini ama, köye yerleşen bir tarikatın burada düğünleri yasakladığını, köyde bulunan lokantaların kapatıldığını, düğün yapmak isteyen aile otobüsler ile Silifke , Erdemli ‘ye gitmekte; düğünü yapıp gelmekte. Yemek , yemek isteyenlerde komşu Mara’ya gitmekte. Hatta dönerken uçuruma düşenlerin de olduğu söylenmekte.

 

Düğün, eğlence yasaklanınca ; türküler sanığa kitlenmiş, 1890 yıllarında yapılan mescit, cem evi, daha sonra camiye dönüştürülmüş, ama içindeki resimlere, yağlıboya yazılara dokunulmamış. Son yıllarda yalnız bayram namazları burada kılınmakta, vakit namazları tarikatın egemen olduğu diğer camilerde kılınmakta olduğunu öğrendik.

 

Bizlerin bu mescidi basında paylaşmamız sonucu doğa gezginleri vadide yaptıkları geziler sırasında burayı gezerek resimlediler, paylaştılar. Şimdi Sarı Aydın köyü hem bu mescit hem de Hali Ağa Medresesini biliyor. 19. Yüz yılda Mısırda asker olan Halil Ağa eniştesine para gönderir, köyüne 17 odalı bir medrese yaptırır. Konya dan Hocalar gelir, burada yöre çocukları eğitimden geçer. Şimdilerde  bir kısmını sel alsa da, ayakta kalan medrese hala tarih kokuyor.

 

Bu medrese, ve mescit karşısında yer alan Aş Evi, misafirhanenin restorasyonu için Taşcu Eğtğm ve doğal Hayatı Koruma Vakfı aracılığı ile Vakıflar Adana Bölge Müdürlüğüne öneri götürdüğümüzde mülk sahipleri izin verirse, yapabiliriz dediler. Muhtara sorduğumuzda  varislilerin   yüksek meblağ para istediklerini öğrendik.

 

Aş evi köy tüzel kişinin üzerinde iken, yerel yönetim yasası ile belediyelere geçtiği belirtilmektedir. Eğer yerel yönetimler bir proje hazırlar ise, hem medrese, hem de aş evi restore edilir, buraya gelen gezginler, yaz okulları ile eğitime hizmet verilir.

 

Sarı Aydın köyü muhtarlığına ait 2-3 km. aşağıda  vadi içinde 40-50 dönümlük bir alan boş durmakta, muhtar ile görüştüğümüzde ; buraya balık çiftliği, lokantalar, kamp yerleri kurmak istediğini  belirti.

MERSİN büyük şehir belediyesine büyük bir görev düşüyor. Bu alana el atma zamanı geldi.

 

Eğer buraya bir proje ile balık havuzu , kültür merkezi yapılırsa, başta gezginciler olmak üzere Torosların tepesinde bir turizm alanı oluşur. Aksuvat  tan Sarı Aydın, oradan Gökler Deresi , Kızılgeçit, Sömek, Limon’lu ya kadar 4-5 yürüyüş parkuru ile bir cennet köşesi.

 

Eğer bu proje ayağa kalkar ise, Gökler Deresi boyunca 7 km. dere boyunda 40 yıl önce devam eden tarım tekrar canlanır. O döneme ait ceviz, kiraz , elma ağaçları hala ayakta. Köylüler narenciye işinde çalışmaya başlayınca buraları terk etmişler, hala bahçe üstünde su arkları duruyor. Bir iki yörük var.

Onlar keçileri ile yaşam kavgası veriyorlar. Yaz aylarında serinlemeye, eğlenmeye gelenler çöplerini burada bırakıp gidiyorlar. Buralara sosyal tesisler yapılsın. Gelenler bir bedel ödesin, ama doğa temiz kalsın. Musa’nı Dar ı görmeye değer. Dere de akan su sesi, dere, ile yalçın dağların, doğal olarak oluşan mağaralar, inler. Ayakta kalan ağaçlar, ormanlar. Kuşlar, sincaplar. Yukarından suya inen geyikler, hem de ala geyikler.

 

Sarı Aydın köyü ile yazılar yazınca bir gün Süleyman Aydın’dan mesaj aldım.  Aynen aktarıyorum.

 

“Köyün kuruluş aile efsanesi. egeden gelen sarı oğulları ve aydın oğulları beyliklerinden olan iki aile vardır. Bir delikanlı,  diğer aileden bir kız kaçırır. önce koca oluk yöresine gelirler sonra sarı nebi tarafına daha sonra da,  dere kenarına yerleşirler. Köyun Sarı Aydın ismini alması oğlan sarı oğullarından kızın ise aydın oğullarından olması. Ya da, tam tersi de olabilir. Efsane. tam net değil. lakin iki beylik karışımı kesin efsane çok uzun. Köyün medrese yönüne gelince o kabile Mısır kökenli. Osmanlı zamanında mısıra gönderilen kabilelerden tekrar geri dönenlerdendir. ( Halil Ağa ) Bunlar ağadır.  Köyün sanatçı ve müzisyen lik tarafı ve medrese tarafı mısır kültüründendir.  Benim babam aydınlardan yani sarı ve aydın oğulları beylikler soyundan annem tarafı ağalar yani sanatçılar ve medreseciler kabilesinden Pusu gurup öldüren Deli Celil  de  yine anam kabilesindendir .Mahallenin bir ismi de bu yüzden Celellidir.   Köyün anlatım efsane sinde çok eksiklikler vardır. ama olsun. Bu kadar  da yeter. Köyümüzün geçmiş tarihini eksik de olsa yazılıp arşivlenmesi güzel bir şeydir. Onun için  sizlere teşekkür ederim. Celal kardeş. “

 

Çok sevdiğim bir türkü vardır. Musa Yıldız dan derlenen Müzik Öğretmeni Özcan Seyhan ‘ın düzenleme yaparak koroya kazandırdığı Yaylanın Suyu Türküsü. O türküyü söylerken , hep Musa Yıldız’ın çaldığı kemanı anımsarım.

 

YAYLANIN SUYU

Yaylanın suyu yan gider of

Değme yarelerime kan gider of

                                    Aman yaylalar, serin yaylalar

 Nakarat                     Yayla mısın sen, sevda mısın sen

                                    Bilmem nesin sen

                                    Yayla demeli, kaymak yemeli

                                    Çökelek çökertmeli.

Yaylaya giden yolun olayım

Açılmış bahçende gülün olayım

(Nakarat)

 

Yaylanın suyu ne acı of

Aman geliyor çifte bacı of

(Nakarat)

Oğlanın elinde lüfer belinde

Oğlanın adı çıkmış ayna elinde

 

Aman yaylalar, serin yaylalar

Yayla mısın sen, sevda mısın sen

İnek sağarlar, yayık yayarlar

Peynir basarlar…….

Bir şeyler yapmalı. Sarı AYDIN Köyünde  Medrese, Mescit; bir Kültür merkezine dönüşmeli.  Köy altındaki alana balık havuzları, lokantalar, tahtadan evler, sosyal alanlar yapılmalı.  Köyde bulunan tarikat yuvası da başka bir yere taşınmalı.  İşte o zaman Yüğlük Dağları eteğinde bir Kültür Fışkırması olacaktır.

 

Bitti denilen Türküler, Seyirlik Orta oyunlar, Kaşık Oyunları ortaya çıkacaktır. Kültür adına bu yapılmalı.

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter