MERSİNOĞULLARI AŞİRETİ

Bir kent olarak Mersin, henüz oluşmamışsa, Toros eteklerindeki köyler de mi yoktu? ...

10.8.2018 13:55:00

Bir kent olarak Mersin, henüz oluşmamışsa, Toros eteklerindeki köyler de mi yoktu?

Buradaki köyler nereye bağlıydı? Köylerdeki yaşantı nasıldı? Alışveriş için nereye gidiyorlardı?

1820, 1830 , 1840 ve 1850’lere kadar  , Erdemli ile Tarsus arasındaki tüm köy ve bucaklar, doğrudan Tarsus’a bağlıydı.

Bugünkü Erdemli, ancak 1954 yılında ,Elvanlı ve Yağda nahiyelerinin birleşmesi ile ilçe oldu.

Erdemli Tarsus arasındaki Toros eteklerinde, başlıca geçim kaynakları hayvancılık olan göçebe  Yörük- Türkmenler yaşamlarını sürdürüyordu.

Kimi aileler  biraz daha aşağılara inerek, buldukları su merkezlerini yerleşim yeri yapmışlar ve hayvancılıkla birlikte   tarım yapmaya başlamışlardı. Dikilitaş,Elvanlı,Camili, Çiftlikköy, Bekirde, Değirmençay, Elvanlı   gibi.

1840’lı yıllarda bugünkü Mersin sınırları içinde  Elvanlı, Kalınlı ve  Gökçeli adlarında Tarsus kazasına bağlı üç bucak vardı..

Elvanlı bugünkü Elvanlı iken; Kalınlı, Çiftlikköy  civarındaki tavşan öreni denilen yerde; Gökçeli ise bugünkü camili köyüydü.

Aynı dönemde, bugünkü Mersin ,bataklık ve sazlıklar kaplı, sivri siniklerin kol gezdiği, yukarı köylülerin hayvanlarını otlattığı bir bölgeydi. Tarsus, civardaki köy ve bucakların bağlı olduğu kaza merkeziydi.

MERSİNOĞLU AŞİRETİ

1670’li yıllarda Evliya çelebi,Ünlü Mısır gezisine giderken, bu bölgeden de geçmiş ve  bugünkü camili ya da Üseli  köyü civarında olduğunu sandığımız, 70-80 evden oluşan, Mersinoğullarına  misafir olduğunu yazmıştır.

O dönemlerde, Toros eteklerinde yaşayan topluluklar, köylerinden önce , aşiret isimleri ile anılıyordu. Nasıl Elvanlı’ya gelenler Alvanoğulları olarak tanınıyorsa, bir gurup Türkmen aşireti de Mersinoğulları olarak isim yapmış olabilir. Tıpkı Toros eteklerinde yaşayan Erdem oğullarının isimlerinin sonradan  Erdemli’yi verilmesi gibi

Peki, Mersinoğulları, Mersin ismini nereden almış olabilir?

Türkiye’nin hemen her bölgesinde yetişen, Murt’da  dediğimiz, Mersin ağacından esinlenmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir.

Kimi kaynaklar, antik liman kenti olarak kabul edilen zephırıum’un bulunduğu bölgede, 1820’li yıllarda Mersin köyünden bahsediyor.

Ancak aynı yıllarda ne Tarsus kadı defterlerinde ne de Adana Vilayet salnamelerinde böyle bir köyden bahsedilmiyor.

Muhtemeldir ki, Evliya Çelebi’nin bahsettiği camili civarında oturan Mersinoğullarından  bir grup aile, antik  liman kenti zephırıum kalıntılarının bulunduğu yere, yani, bugünkü kiremithane, dondurmacı Halil ve Tevfik Sırrı Gür lisesi civarına yerleşmiş olabilir.

Böylece  Mersin ismi  Mersinoğullarının yaşadığı yeri tanımlamak için civar köylüler tarafından dile getirilmeye başlanmış olması güçlü ihtimaldir.

Kesin olarak bildiğimiz, Kazanlı’nın Mersin’den çok önce kurulmasıdır.

MERSİN-TARSUS OSMANLI DENETİMİNDE

Yavuz Sultan Selim, 1516 yıllarında, Tarsus ,Adana ile birlikte Suriye, Lübnan  ve Mısır’ı da  Osmanlı topraklarına katmıştı.

O zamanlar,Suriye ve Mısır  tarım tekniği açısından çok ilerideydi. Osmanlı paşaları,  Amik ovasından başlayarak Tarsus’a kadar uzanan arazilerin tarıma açılması için, tarım tekniğini bilen Arap aşiretlerini, bu bölgelere yerleştirmeye başladılar.

1750’li yıllarda Tarsus’a gelen bir gurup Arap çiftçinin, bugünkü Kazanlı ya  yerleştirildiğini tahmin ediyoruz..

 Kazanlı’nın yaşlılarının anlattığı öykü, tahminimizi destekliyor.

Anlatılan şu : Dönemin bölgedeki etkili ismi dikilitaş ağası,Suriye ve Samandağ üzerinden gelen bir grup Arap aşiretine,Kazanlı’yı göstererek “ Gidin, şuraya yerleşin, kazanın yiyin” der

 Arap aileler, kanallar açarak, bataklıkları kurutur , verimli arazileri ortaya çıkarırlar. Dikilitaş beyinin dediği gibi kazanıp yerler.  Köyün adı da  Kazandı kalır.

 Sonraki yıllarda köy ihtiyar heyeti kazandı ismini, Kazanlı olarak değiştirir.

Kazanlı yaşlılarının anlattığı öyküdeki dikilitaş ağasının, Gökçeli bucak yöneticisi olması kuvvetle muhtemeldir. 

Arap aşireti, yerli köylülerden farklı olarak hem tarımcılık hem de balıkçılıktananlıyorlardı.

Bu nedenle  antik çağlardan kalma,  limanı keşfettiler. Böylece meşhur Kazanlı iskelesi oluştu.

Kazanlı iskelesi merkezi Tarsus olan bölgenin çıkış noktasıydı.

O dönemde Tarsus, İç Anadolu ile Akdeniz’in liman kentleri olan Lazkiye, Girit. Kıbrıs ve İskenderiye’nin  geçiş noktası durumundaydı. Bu stratejik konumu nedeniyle kentleşme açısından son derece ileri düzeydeydi. Hanlar, hamamlar, cami ve kiliseler yapılmıştı ve bir çok ülkenin konsoloslukları açılmıştı.

Çevre bucak ve köyler, temel ihtiyaçlarını Tarsus kent merkezinden karşılarken, zaman zaman da Kazanlı’ya uğrayarak, alışveriş yapıyorlardı.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve oğlu İbrahim paşa, bölgemize adım atmadan önce,bölgenin yaşantısı kısaca böyleydi 

 

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter