DÜNYADA VAN…

(Bir Van yazısı yazdım, epey ses getirdi. Çokça arayan ve isteyen oldu. Bir tane daha ...

16.4.2018 16:47:00

(Bir Van yazısı yazdım, epey ses getirdi. Çokça arayan ve isteyen oldu. Bir tane daha isteriz diye tutturdu Van sevdalıları. Ben de bir tane daha yazdım size..)

3
Dünyada Van..!
Denize bir “U” ile bağlanır güzelim Şehri Van. “U” ile bağlı iki koldan biri,eskiden iki yanı ağaçlarla kaplı olanİskele Caddesi’dir.. Bir uçtan bakınca diğer uca doğru giderek çoğalan,sonra ufukta daralıp kapanan, bir güzel ağaçlı yoldu İskele yolu. Sonraları betonu ağaca yeğleyen “çağdaş cehalet” ağaçları katletti maalesef, yerine beton dikti. Yol duruyor ama dünyada eşi benzeri az bulunan o eski güzellik yok artık..Gençliğimin Zümrüdü Anakasıydı..O zamanları düşününce “ah..’’ ediyor insan. Ahh edince de insanın belindeki ipler kopuyor, neyleyim ey zeman ..
Benim okuduğum Atatürk Lisesi de bu cadde üzerindedir. Hala anılarımın en canlı kısmını oluşturur oradaki koşuşturmalarım. Çünkü insanın en zengin en temiz banka hesabıdır çocukluğu. Ve gençliği buradan yükselir. Ağaç kökünden yükselir nitekim.. Ben de çocukluğuma ve gençliğime dönünce buaralarda bulurum kendimi hep. Ve buralardan beslendiğimi hatırlarım her zaman..

Geleim dier tarafına;diğer tarafı ise Maraş Caddesi’dir. O da ipek yolunu keserek Sofu Babaya, oradan kaleye doğru uzanır ve oradan da denize iner. Van’ın modern caddelerinden biri olan bu güzel seyrengah Maraşlı bir vali zamanında açılmıştır ve ol sebeple bu isim konulmuştur. Gelelim “U” nun, nerdeyse tüm Vanı sırtında taşıyandoğu güzergahına, yani  Cumhuriyet Caddesi’ne. Bu cadde mühteşemdir, bizim akşam üstleri okul sonrası günde yedi kez gidip sekiz kez gelerek tur attığımız, hercu mercine karışmaktan keyif duyduğumuz en cafcaflı caddesidir Van’ın. En kral elbiselerini giyen gençler buraya piyasya yapmaya çıkarken, sandığın en güzel yerinde saklı elbiselerini giyen kızları da seyrangeye çıkar gibi çıkar bu güzelim kalaba caddeye. 

Caddeye çımışız, Bayram ile Beşkardeşlerin arasından kuzeye dönüp yürüdüğümüzde karşıda Toprak Kale.. O da ne bütün çıplaklığı ile sırıtır size. Üstünde ise sanki tebeşirle yazılmış gibi “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısı zorunlu olarak bakar durur bize. Turistik otellerimiz bu caddelerden taşmıştır bugün için. Maraş Caddesi’nde Tamara’nın anısına Akdamar Oteli karşılar sizi. U’nun sırtında ise hükümet eksik olmaz, konağı ile birlikte. Onun da sırtında Büyük Urartu Oteli ben buradayım diyerek Urartular adına seslenir bize. Ve Edremit’in kıyılarında Tuşba Oteli eski Tuşba’yı yaşatırken, Şahmeran Oteli de sonsuz efsanesiyle Van’ın efsanelerine göz kırpar, mimarisi ve göle sarılışı ile.. Sonra döüp baktığınızda Göle/Denize Sipan selam durur size.

Ordan şehre gelmek istiyorsunuz diyelim: Van’ın girişinde bir tabelâ karşılar sizi; şöyle yazar üstünde tabelanın: Nüfus: Ele kalabalık, Rakım: Keyfen bağ. Onu geçince  tek gözlü kedi sizi bütün heybetiyle karşılar. Bugüne değin görmemişsinizdir böyle büyük, güzel, bir gözü mavi bir gözü yeşil olanını. Bir ses yükselir Azerice, “kediyi gudiyi men diye sev, horozi kuliği sen diye sevim, tombilik aşk neyse onu yaşıyağ” diye..Kediyi geçince dev bir semaver çaya davet eder sizi. Hemen anlarsınız Van’lıların neden “Ah n’olaydı n’olaydı, Van gölü Çay gölü olaydı” sözünü dillerinden düşürmediklerini. Hemen aklımıza üşüşür: “Yemişem turş alçayı, Karnım çalar kemançayı, Men neyleyim kemençeyi, Sen get mana çay getir” manisini. 

Çay küçük kürsülerde oturularak, kırtlama şekerle içilir buralarda. Hem de sık aralıklarla. Hem “Çay nedir say nedir.” Öyle ya sormaya ne hacet, tavşankanı kınalı berrak ince belli bardaklarda mühabet demlenince. Hele sabahları yanında otlu peynir olunca ölüm yoktur size! Otlu peynir deyince kahvaltı salonları sükun eder beyninize. 

4
Kahve altı Vanda güzel..
Rivayet olunur ki kimi İstanbullu zengin şehirliler sabah uçağıyla geliyorlar Van’a acele edip, kahvaltıya yetişmek için. Kahvaltı sonrası öğle uçağıyla da dönüyorlar, ağırdan alarak, Vanın güzelliklerinin tadına ermek için. Yolunuz düşerse mutlaka gitmeli, görmeli, tatmalısınız o otantik tatlardan. Anlatmakla olmaz hani, yaşamk lazım. Biz gene de ufak bir deneme yapalım size..

“Bak Hele Bak, Yusuf Konak”ın kahvaltı solonuna yolunuz düştü diyelim. Kapıda izzet - ikramla buyur eder sizi Yusuf. Dik saçlı, toparlak yüzlü, kolları kısa, elleri büyüktür Yusuf’un. Dakikada herkes beş cümle söylüyorsa, o elli beş cümle ile karşınızdadır. Aman allahım bir anda kapılırsınız kelimelerin fırtınasına ve de dağıtmaya başladığı armağanların büyüsüne. Öyle ya nerde görülmüştür hem kahvaltı et hem de üstüne armağan al!?

Salona ilişir birden gözünüz: Duvardaki rengârenk kilimler, otantik figürler karşılar sizi ve bir anda değişik bir atmosferde bulursunuz kendinizi. Masa, hemen envai çeşit kahvaltılıklarla dolar taşar. Bildik şeyleri saymıyorum zaten. Kaykana, Murtoğa, Gıncırok masaya gelmiştir bile. Görendeşt sürülerinden süzülerek gelen tereyağı ve halis muhlis Şemdinli balı baş tacıdır. Muradiyedenkeçi kıran kaymağı ikinci halkada yerini alır. Yanında lavaşların, taptapaların çeşitleri vardır. Hepsi de organik hepsi de bu zamanda az bulunur midde dostu. Ortada ise sofranın kraliçesi otlu peynir bütün güzelliği ile oturmuştur. Otlu peynir deyip geçmeyin, sirmo otu Göla Kado’dan, mendesi İsabeydağından, tırşosu Ömer amcanın yaylasından. Helız ise Özalptan, Pirreşit diyarından. Ve peynirin sütü bildiğiniz sütlerden değil. Çünkü sağıldığı inek farklı, ineğin otlandığı bozkır farklı ve o otlaktaki envai çeşit ot bildiğiniz otlardan değil, hele bir de o dağın yaylasının havasını da katın, o da  cabası. Ee bütün bunların bir araya getirdiği süt, o sütten süzülen yoğurt, o yoğurttan yapılan peynir, ve envai çeşit otla harmaonisnden sonra önünüze gelişini varın siz düşünün..
İşte böyle dostlar..Siz bu ihtişama bakadururken bir ses yanaşır soruları ve bulmacalarıyla. Ellerinde küpeler, bilezikler, Van türü heybeler vs. vs. Bak hele bak Yusuf Konaktır sesin ve enteresan bulmacaların sahibi. 
Bir yandan kahvaltınız devam eder, öte yandan Yusuf’un alaborik soruları. Bir yandan sevdikleriniz ve dostlarınızla kahvaltının tadını çıkarırken öbür yandan Yusuf’un bulmacalarına yetiştirdiğiniz cevaplara binaen hemen hediyeler bilezikler, küpeler, halkalar kolyeler kazanılır ard arda. Hele çocuklar varsa bu sofrada en çok bu işe onlar sevinir. Yusuf soruyu sorar, oradan bir yetişkin doğru cevabı verir ama ona değil hafif mırıldanan çocuğa yönelir “Bravo, bildiniz” deyip çocuğa, ay ad anasına verir hediyeyi.
Böyel sürüp gider dostlar. Uzatmıyım, herkes iki kez sevinir bu işe.. Birincisi kentlerin anası güzeller güzeli Van’da olduğu içindir sevinci. İkincisi de daha tuzlama balık ile keldoş yemeden kahvaltı ile çarpıldığı içindır... 



  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter