MERSİN TARİHİ BAŞLIYOR

Kentler, sadece yol –kaldırım ve binalardan oluşan soğuk beton yığınları değildir; a ...

10.8.2018 10:46:00

Kentler, sadece yol –kaldırım ve binalardan oluşan soğuk beton yığınları değildir; aynı zamanda, binlerce yılın, kültür ve davranış kalıplarını, yaşam biçimlerini, aşkları, sevdaları, kahramanlık öykülerini içinde barındıran canlı sosyal organizmalardır. .Bu bakımdan kentler, insanlığın manevi dünyasına anlam katacak tüm kültürel, sanatsal, siyasal  yaşantıların,  kuşaktan kuşağa aktarılmasına da tanıklık ederler.

Bu  yazıda  Mersin’in,  170 yıla sığın tarihsel öyküsü ve  yaşantısının satır başlarını izleyeceksiniz

MERSİN’İN TARİHİ

-KISA ÖZET-

Osmanlı idari sisteminde, kayıtlar, İl salnameleri ve Şeriye sicilleri denilen kadı defterlerinde tutuluyordu. Salname, illerin  bir nevi kent yıllığıydı.

Kadı defterleri de  Kazalarda olup bitenlerin not edilmesiydi.

Mersin ve civarı 1516 yılında Osmanlı sınırlarına girdi.

Tarsus kadı defterlerinin bu tarihten itibaren 300 yıllık bölümü kayıp.

Bu durumda, 1820’lere kadar Mersin ve civarında neler olup bittiği hakkında yeterli bilgi ve belgeye sahip değiliz.

Örneğin, Elvanlı’ya yerleşen Alvanoğulları, ya da Camili, Üseli, Gözne, Değirmençay köylülerinin tarihsel öyküleri  hakkında hemen hiçbir bilgimiz yok.

Sadece 1670 yıllarında, Mısır gezisine giderken Mersin civarından geçen EvliyaÇelebi’nin anlattıklarından kimi analizler yapabiliyoruz.

Öte yandan Tarsus kadı defterleri ile Adana vilayet salnameleri, Mersin köyünün kuruluşu  hakkında birbirleri ile çelişen bilgiler veriyorlar.

Tarsus’ta bulanan konsoloslukların yazışmaları, yabancı gezginlerin anıları ve özellikle kilise kayıtları, Mersin tarihi açısından önemli  bilgiler vermektedir.

Ancak bu bilgiler, Tarsus kayıtları ile örtüşmemektedir. Örneğin bir askeri gezgin 1820’lerde Mersin sahillerinde, “birkaç evden oluşan bir köy var” derken, Tarsus kadı defterleri böylesi bir bilgiyi doğrulamamaktadır.

1850’lili yıllarda Mersin’e yerleşen Katolik cemaat,  kilise yapmak için izin başvurusunda bulunduğunda, Adana vilayet salnamesinde” Mersin adında bir yerden kilise yapımı talebi var” diye bir not düşülmesinden, Mersin köyünden henüz haberdar olmadıkları  sonucu çıkıyor.

Ancak aynı günlerde, Tarsus Kadı kayıtlarındaMersin Kariyesi, yani köyünde bahsediliyor.

Osmanlı idari sistemi, Tanzimat ve Islaat farmanları ile batı tipi kurumlarla yer değiştirmeye başladı. Bu durum, devletin tüm birimlerinde, eski ile yeninin çatışmasını doğurdu.

Mersin, Osmanlı idari sisteminin çatışmalı günlerinde köy, bucak, kaza ve il merkezi oldu; kadı defterleri ile vilayet salnamelerinin, yada yabancı konsoloslukların notları ile kadı defterlerinin çelişkili olmasının nedeni, sancılı bir dönem de  kentleşmişolmasındandır.

Mersin, 1852 yılında Bucak, 1864 yılında kaza, 1888 yılında liva oldu.

Mersin ticaret odası 1886 yılında kuruldu.

Mersin belediyesinin 1875 yıllarında kurulduğunu varsayıyoruz.

Ticaret odasının sadece kuruluşunu biliyoruz ; ancak 1926 yılına kadar tam 40 yıllıkdönemine ait hiçbir belgeye sahip değiliz.

Bucak müdürleri, kaymakamlar ve mutasarrıf olarak görev yapanların isimlerini bilmekle birlikte, kentin ticari hayatı,nufus yapısı, sosyal ve kültürel hayatın nasıl yürüdüğü konularında günümüze taşınan kayıtlara da yok.

Aynı şekilde Mersin belediyesi ile ilgili olarak da Cumhuriyet sonrasına kadar hiçbir kayıt da elimizde yok.

Mersin’in kaza olduğu tarih olan 1864 yılını kuruluş kabul edersek, cumhuriyete kadar önemli belgelere sahip olmamız gerekiyordu.

Osmanlı’nın yıkılmaya yüz tuttuğu günlerde Mersin hızla gelişiyor ve Akdeniz’in en önemli liman kenti haline geliyordu. Belki de bu bir Osmanlı paradoksuydu; bir yandan  idari sistem çöküyor, öte yandan, liman kentleri hızla büyüyüp, dünya ile bütünleşiyordu.

O yıllarda Mersin’de Ticaret ve ekonomik gelişme gayri müslümlerin elinde olmasına rağmen, idari yapı, yani bürokrasi, Müslüman Türk unsurların elindeydi.

1860-70-80 ve 1890 yıllarında çöküşe doğru giden Osmanlı imparatorluğunun bürokrasisinin, gayri müslümlerin hızla yükselişini tarihi kayıtlara geçmekte isteksiz davranmaları anlaşılabilir bir durumdur ve  salt bu  nedenle, çoğu zaman mevcut belgeleri yok etmiş olmaları güçlü ihtimaldir.

Mersin’in kuruluş süreci tümüyle dış dinamiklerin sonucu olmuştur.

Önce, Kavalali Mehmet ali Paşa’nın gelişi, ardından Tanzimat ve Islaat fermanları gibi görünüşte içsel olaylar; daha sonra  kırım  savaşı, Lübnan ve Amerikan iç savaşları ile ,süveş kanalının yapımı gibi dış etmenler kuruluş sürecini hızlandırdı.

Bu genel bilgilerden sonra, şimdi Mersin’in oluşumu süreci ve bugüne uzanan öyküsünü anlatmaya başlayabiliriz.

 

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter