Tuz deposundan Taş Bina' ya -52- (Bisikletçi çırağı Masal Behzat)
12.2.2018 12:03:00


Halil' i ve Halil' in yer yer masalımsı öykülerini okudukça, sevdalarla Mersin' in birbirine karıştığını şaşkınlıkla izler insan…

Mersin' mi yarım kalmış aşkların hüzünlü şehri, yoksa sevdalar mı Mersin olup yüreğinizi sızlatmakta? Ayırması, birbirinden ayrılması güç bir birliktelik çıkar karşınıza.

Masal Behzat' ta tam da böyle bir ruh halini yansıtır…

"Behzat' ı ölmeden bir yıl önce bir konserde görmüş ve çok şaşırmıştım. Yıllar önce tanıdığım insan değildi sanki. Çocuk Behzat, genç Behzat, yakışıklı Behzat gitmiş, onun yerine gözleri sönük, yorgun ve yaşlı bir adam gelmişti. Hatta çok bilinen bir masala da benziyordu denebilirdi.

**

Nedim amcanın bisikletçi dükkanında tanımıştım Behzat' ı. Benden beş altı yaş küçük olmalıydı. Yıl 1941 ya da 1942. Babası Nedim amca Sursok Hamamı' nın* arkasında loş, yarı karanlık bir dükkanda eski bisiklet onarır, satardı da. Bir de bayram günlerinde çocuklar bisiklet kiralardı buradan… Herhalde kent çocuklarının yarısı onun arsasında bisiklete binmeyi öğrenmişti.

Nedim amcanın dükkânı büyük bir konağın arkasında; karanlık, toprak zemin ve yağdan kara bir arsa üzerinde idi. Karşısında da İdman Yurdu futbol sahası.**

Ara sıra babamın Nedim amcaya uğrayarak sağlığını sorup, rutin rahatsızlığı için ilaç verdiğini hayal meyal hatırlıyorum. Önemli bir şey görürse Dr. Aslan Yakup' a ya da Atasu' ya gönderirdi.

**

O yıl Mersin, savaştan habersiz bir çocuk cenneti idi.

Her ev, her okul… Tıka basa çocuk. Sokaklarda, parklarda gürültünün çoğu onların şarkısından.

Martta yaprak altında ak çiçek çocuk. Nisanda yeşil tomurcuk velet. Haziranda ham ekşi elma dalda. Eylülde kızıl yanaklı elma. Dal arasında. Yine aynı yumurcak.

Bütün bir kasaba hep çocuktuk.

Arı kovanı idik o yıllar. Ekmek karne ile. Ama aç değildik. Şeker karaborsada. Yine de mutlu idik.. Pekmez vardı.

(…)

Yirmi yaşına doğru, nisan portakal çiçeklerinin kokusuna uyandı. Komşu kızda portakal aradı.

**

Behzat o yıl Bonaventure*** Pasajı' nda hediyelik eşya satan bir dükkân açtı. İlginç bir yerdi. Türk malı çini tabak, çanak, küçük seccade, el işleri takı küpe, gümüş bilezik, yüzük satılıyordu. Kanada' lı genç bir öğretmen hanımla evlenmişti. Behzat sevinç ve mutluluk doluydu. Ne yazık ki uzun sürmedi bu duygusu. Mersin girdi araya. İkinci kadındı, kötü huylu bir metresti Mersin. Kanada' lı unutuldu.

**

(…)

Mersin' den yadigâr boş bir yürek taşımak, kör olmaya benzer. Zamanla karanlığı çoğalır insanın.

Aşk bu, vazgeçemezsin. Yok olmaz. Güneşin denize düşmesiyle sönmeyeceği gibi.

Her kış, her güz Mersin' de bahardır. Güneşten ilk haber. Vakit geldi der. Sevdiğin kızı ara bul, der. Otuz yıl önce bildiğim bir kızdı. Yerini adresini unuttum. Şimdi ancak düşündüğümde rüzgâr olarak esiyor, mart çiçek kokularında arıyorum.

Otuz yıl geçti aradan. Bir yaprak daha çevirsem elli yıl olacak. Hâlâ ilk gün gibi heyecanlı kokularda gelişini bekleyeceğim.

(…)"***

* Sursok Hamamı: günümüzde Taş Bina' nın batı yönüne doğru karşısında yer alan ve Atatürk Evi olarak müze haline getirilen Christmann konağının kuzeyinde yer alan hamam. Adını hamamı yaptıran Lübnan' ın tanınmış Levanten ailesi Sursock' lardan alır.

**Günümüzde Tevfik Sırrı Gür Lisesi olarak anılan binanın batı tarafında altında kapalı otopark ve Sakarya Caddesinin yer aldığı boş alan. 1951' de Yeni Stadyum açılıncaya kadar Mersin' deki tüm gösteri ve müsabakalara bu portatif tahta tribünlere sahip saha ev sahipliği yapmıştır.

***  İlyas Halil, Baharı Bekleyen Bahçe (2012) kitabı, Masal Behzat öyküsü ( 9 Nisan 2013)

 

 

 

 


Yazan : Abdullah Ayan
  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter

Diğer Yazıları